Batak
(3 oy)
Yazar wonderkid   

 Hafif bir sarsýntý oldu önce. Bir artçý þok. Yüzlerde hafif bir korku; yerleþik kaygýlarý yýkamayan bir korku. Masanýn üzerindeki çay bardaðýnýn kenarýndan intihar eden çay damlasý, seke seke dibe süzüldü...

Rüyalarýn tuhaflýðýna benziyordu. Bilinçaltýnda çürüyen düþüncelerin, can havliyle attýðý çýðlýk. Ýçimizdeki meþum bir sesin, görülenlerin mucize olduðunu bize söylemesi. Bu ses, bazen kehaneti, bazen de olanlarý seviyordu.
Hafif bir sarsýntý oldu önce. Bir artçý þok. Yüzlerde hafif bir korku; yerleþik kaygýlarý yýkamayan bir korku. Masanýn üzerindeki çay bardaðýnýn kenarýndan intihar eden çay damlasý, seke seke dibe süzüldü.
“Deprem oldu” dedim. Sanki bu sarsýntýnýn varlýðýný tasdik ettirmek istiyordum.
Adamýn biri sandalyesine iyice yaslandý ve gülümsedi. “Buralarda hep olur. Korkma.”
Diðerlerine baktým. Yüzlerindeki ifadelerden, onlarýn da ayný þeyi düþündüðünü anladým. Sonra o ana kadar ne yapýyor isek – kast ettiðim bir ömürdür – onu yapmaya devam ettik.
Sonraki maça beþli attý? Kim bilir? Ne yapmaya çalýþtýðýný gerçekten kim bilebilir? Yeniden baþlayacaðý günü, o güne kadarý, hele o günden sonrasýný. Malûm; yas tutar, sagu yakar gibi kâðýdý yükseltirken, gözüm, baþparmaðýma yaslanan astaydý. “An’ý yaþa.” “Bir sonsuz zamaný yaþamak varken.” “Sadece An’ý yaþa, doðaný bastýr ve yapabildiðince çýðlýðýný susturup biriktir.” “Biriktir ve o çýðlýk Sûr olsun.” “Kâinatýn en güçlüleri gâfillerdir.”
Derken bir sarsýntý daha oldu. Karþýmdaki, kâðýtlarý toplar ve yeni bir eli döndürmek üzere kâðýt çekerken, bir dalga, odayý dalgalandýrdý. Karþýmdaki, tereddüt etti. Sessizlik oldu.
“Yine deprem oldu” dedim. “Sanýrým buradan çýksak iyi olacak.”
Önceki sarsýntýda korkmamýn yersiz olduðu görüþünü dile getiren kara yüzlü adam, yüzündeki sýrýtmayý geniþletti. “Burada hep olur. Ezelden beri vardýr. Korkma, geçer gider…”
Yine diðerlerine baktým. Gözlerindeki parlaklýðýn birazýnýn korku olduðunu biliyordum ama gerçekçi olmak gerekirse, hepsi oyuna odaklanmýþtý. Evet, ben korkuyordum. Midem hafifliyor, nefesim sýklaþýyor ve kalp atýþlarým hýzlanýyordu. Onlar korkmuyordu.
“Sýra sende” dedi karþýmdaki. Ýrkildim. Geliþigüzel bir kâðýt attým. Ýþte bu, hayatýn sembolize ediliþinin apaçýk bir deliliydi. Üzerime dikilen üç çift göz; bana nasýl da hükmediyordu! Ben ne kadar acizdim! Bunca sarsýntý ve korkuya raðmen, ben ne kadar acizdim! Nasýl da hiçbir þey olmamýþ gibi devam ediyordum; devam etmek istemediðim þeye!
Ve yine bir sarsýntý oldu. Ama bitmedi. Öncekiler gibi deðildi. Gittikçe arttý ve her þeyi yýkmaya baþladý. Önce kâðýtlarýn masadan düþüþünü gördüm. Sonra korkuyla küçülüp, beyazlaþan üç bakýþ ve bir yerlere tutunmaya çalýþan titrek eller görüþ alanýma girdi. Evet, bir yerlere, bir þeylere tutunmak istiyorlardý ama her þey sallanýyordu. Maddi, manevi her þey sallanýyor ve yýkýlýyordu.
Kara yüzlü adama “Hani geçer giderdi lan!” diye baðýracaktým ki, tavandaki flüoresan lambalarýn sönmesiyle yere düþmem bir oldu. Birkaç saniye boyunca odada sadece çarpma, vurma, kýrýlma sesleri iþitildi. Sonra susturulamaz çýðlýklar gözlerimi titreten bir þiddetle her yeri doldurdu.
Yere düþmüþtüm. Yüzüm, üstüne bastýðým yerleri siliyordu. Temizliyordu. Gördüm. Ay ýþýðýyla parlayan çay birikintisi, üzerine yuvarlanan sigaranýn ucundaki közü, helak olan bir kavmin can ýþýðýymýþçasýna, mekanik bir fiil gibi basit, kesin; söndürdü.
“Allah!” diyen sesler duydum. “Korkma” diyenlere hiç benzemiyorlardý.
Baþýma sert bir cisim çarptý ve bütün dünya, uzaklaþan bir otomobilin motor sesi gibi, yankýlanarak yok oldu.

*

“Kurtarýrlar mý?” dedim.
“Kurtarýrlar. Yakýnda jandarma karakolu var. Önce buraya gelirler” dedi.
“Ya onlar da öldüyse?” diyecektim, ama bana cevap veren insanýn sesindeki inancýn güzel parýltýsýný yok etmek istemedim.
Ýçinde bulunduðumuz bina yerle bir olmuþtu. Bir tesadüf eseri mi yoksa bir mucize eseri mi bilmem, bayýlýp kaldýðým oda, bir þekilde ayakta kalmýþtý. Benimle birlikte hayatta kalan bir kiþi daha vardý; tanýmýyordum. Saçlarý aðarmýþ ve yüzü kýrýþmýþtý. Sanki topraðýn altýndan çýkmýþ ihtiyar bir ölü gibiydi. O ihtiyar ölü ile birlikte oksijen fakiri odada fazla konuþmadan ve hareket etmeden kurtarýlmayý bekliyorduk. Ömrüm boyunca hiç bu kadar sessiz bir yerde bulunmamýþtým. Ne düþündüðüm ise; çok… anlatýlmaz. Anlatýlmazdý.
Yaptýklarýmý, yapýlanlarý hýzlý hýzlý düþünüyordum. Bu düþünceler, alt yazý gibiydi. Görüntünün bütünündeki resim ise, ölüm sessizliðiydi. Ölmekten korkuyordum. Korku, azgýn dalgalar gibi zihnime çarptýkça, titriyordum. Altýma kaçýrýyordum. Sadece gözlerimle, hýçkýrmadan aðlýyordum. Sýrf karanlýk ve sessizlikte.
Oynadýðýmýz kâðýt oyunu ise aklýmdan geçmiyordu. Sanki oynanýlmamýþtý.

*

Duyduðumuz seslere nasýl sevindiðimiz tahmin edilemezdi. Ýhtiyar ölünün dediði gibi; jandarmalar bizi gelmiþ ve kurtarmýþtý.
O esnada hep kelime-i þahadet getiriyordu. Herhalde bu kurtuluþa dair bildiði tek þeydi. Ona kýzmadým, ondan nefret etmedim. Çünkü bildiðim dualarýn hiçbirini hatýrlayamayacak kadar þaþkýndým.
“Orada biri var mý?” baðýrýþýný iþitir iþitmez, kalkýp, var gücüyle haykýrdý. Duvarlardaki tozlarýn uçuþup, terli yüzüme yapýþtýðýný hissettim. Ona katýldým.
“Evet!”
“Bizi kurtarýn!”
“Buradayýz!”
“Ýmdat!”
Ve karþýlýk.
“Bekleyin! Sizi çýkaracaðýz!”
Yaklaþýk bir saat sonra dýþarýdaydýk. Ýhtiyar ölüyü bir daha hiç görmedim. Sanki daha önce hiç görmemiþtim. Öyle ya, o zaman, her þeyi ilk defa görüyor gibiydim.

*

Her yer tarumar olmuþtu. Moloz yýðýnlarý üzerinde birilerine ulaþmaya çalýþýyordum. Bunu neden yaptýðýmý bilmiyordum ama birisi bana telefonlar çalýþmýyor diyene dek yaptým. Sonra, bir beton kütlesine oturdum, acý acý parlayan aya bakarak aðladým. Tanýdýðým insanlarla, ailemle konuþtuðum telefon, bir moloz yýðýnýndaydý. Onu fýrlatýp atmýþtým. Jandarmalar, sað kalanlar, koþuþturuyor, baðýrýþýyorlardý.
Hiç, bu, kadar, deðersiz, bir, duyguya, kapýlmamýþtým. Her þey, her düþünce, olay, his, hepsi… Hepsi… Öylesine deðersizdi ki… Anlatamam. Ne düþündüðümü anlatamam… Ne hissettiðimi anlatamam… Sadece inanmak… inanmakla ilgili bir þeyler… ve acý veren þeyler… çok acý…

*

Bir kâbus olduðunu düþünmeye baþlamýþtým. Böyle bir þey, ancak hayal olabilirdi. Kâbustu. Evet, gözümde canlandýrabiliyordum; yatakta titreyerek, kasýlarak, boncuk boncuk terlerin süzüldüðü baþýmý saða sola çevirip inleyerek uyuyan, kâbus gören bir çocuk: ben.
Göçükten sanki farklý bir dünyaya çýkmýþtým. Hani insan uzun zaman uzak kaldýðý bir yere döndüðünde, sevdiði o yerin kaldýrým taþlarýnýn arasýnda çýkan minik bitkilerin yerini dahi biliyor oluþuna þaþýrýr ve çocukça bir sevinç yaþar; iþte o yaþam yoktu. Aðaçlarýn çoðu devrilmiþti. Yeryüzünden kocaman bir biçerdöver geçmiþti… sanki… bilmiyorum.
Birkaç saat aðladýðýmý ve sabah olmasýný istediðimi hatýrlýyorum. Ama sabah olmadý. Herkes benim gibi sabahý bekliyordu sanýrým… Güneþi yeniden görmek… Yeni bir gün… Hayatýn devam ediþi… Ümit…
Güneþ doðmadý.
Ben de beklemekten vazgeçtim. Sigara içmek istiyordum. Komikti, ama baþka bir þey düþünemedim. Hala kafamda bir bað vardý; dünya ile zihnimi, benliðimi baðlayan bir bað. Ancak, etrafýmdaki moloz yýðýnlarýndan insan çýkarmaya çalýþan gönüllülerin, gönüllerinin gitgide yok olmasý gibi, bu bað da, gönülsüzce kopuyordu.
Yürüdüm. Dünya çok deðiþmiþti. Yollar yok olmuþtu. Yön yoktu. Ýnsanlarýn dünyaya kattýðý yönler yok olmuþtu. Sadece yürüdüm. Arada bir çýlgýnca koþuþan insanlar görüyordum. Birisini tanýdým, ama nereden tanýdýðýmý bilmiyordum. Sadece tanýdýktý. Onu tuttum, durdurdum. Yüzüme baktý:
“Ne yapýyorsun sen?” Baðýrmaktan sesi kýsýlmýþtý.
“Nereye gidiyorsun?” diye sordum.
“Þimdi olmamasý lazým,” dedi, bakýþlarýnda beni tanýdýðýna dair en ufak bir anlamcýk dahi yoktu. Kahverengi irisler, yalnýzca muazzam bir telaþ, panik ile parýldýyordu. Neredeyse yine aðlayacaktým. “Þimdi olmaz” diye tekrarladý, hýçkýrdý. Gitmek istiyordu. Bir þeylerden kaçamayacaðýný bile bile kaçmak istiyordu. Oysa yönler yoktu… Yerler yoktu…
Sözcükleri makine seriliðinde sýralarken, onun aklýný yitirmiþ olduðunu düþündüm:
“Emin olmak mümkün deðil ben bilmiyorum beni suçlayamazlar ama nasýl düþünemedim þimdiyse eðer bittim…”
Kolunu elimden kurtardý ve gitti. Bir süre bu çelimsiz, tanýdýk kýzýn, molozlarýn, taþlarýn üzerinde sendeleyerek, tökezleyerek, aciz kaþýný seyrettim.
Onun sevgilim olduðunu ne ben biliyordum, ne o biliyordu, ne de bir insanoðlu. Onunla çok deðil, birkaç gün önce seviþtiðimiz gerçeði, bu kýyametin altýnda kalmýþtý.

*

Yürüdüm.
Kimsecikler yoktu ve ben sigara istiyordum.
Bir ara, bir köpek, gördüm. Ölümden, kaçýyormuþçasýna, koþuyordu.

*

Sonunda buldum.
Büyükçe bir moloz yýðýnýnýn kenarýnda, devrilmiþ bir aðacýn üzerine oturmuþ, sigara içen bir adam gördüm.
Yanýna gittim. Oldukça sakin görünüyordu. “Merhaba” dedim.
“Merhaba” dedi. “Sen de farkýndaydýn sanýrým.”
“Ne?”
“Boþ ver.” Eliyle yanýný iþaret etti. “Gel, otur. Gidilecek bir yer yok zaten.”
Oturdum. Sigara istiyordum ama bunu söyleyemiyordum. Çok sessizdi. Her yer. Ve karþýmda oturan bu adamýn sakinliði beni hem sevindiriyor, hem korkutuyordu. Onun bir insan olmadýðýný düþünüyordum. Ve tabi,
Bu kâbus fazla uzun sürmüþtü.
“Sigara içer misin?” diye sordu ve elindeki paketi uzattý. Aldým.
“Çakmak paketin içinde.”
Öyleydi. Ýlk nefesi ciðerlerime çektiðimde çok rahatlamýþtým.
“Teþekkür ederim” dedim. “Sen sanýrým bir meleksin, deðil mi?”
Adam gülümsedi. Sakalýný sývazladý. “Eminim þimdi bir ateist olsa, benim bir þeytan olduðumu düþünürdü. Ama hayýr, ben insaným. Senin gibi.” Ýkinci cümleyi vurgulayarak söylemiþti ama ben neden vurguladýðýný anlamamýþtým.
“O halde ne olduðunu biliyorsun?”
“Tabi ki. Sen de biliyorsun. Herkes biliyor” dedi, karþýlýk veremedim.
Hiç konuþmadan oturduk bir süre. Hiçbir þey olmadý. Sadece sigara içtik. Bilmiyorum. Sabah olmuyordu. Karanlýktý ve sessizdi. Bile bile korkmak gibi bir þeyler hissediyor ya da düþünüyordum. Bilmiyorum.
Derken adam konuþtu. “Yine olacak… öyle yazýyordu... Saklanamayýz, yine olacak. Bu sefer daha kötü olacak. Çok daha kötü… çok…”

*

Yine oldu. Dediði gibi.
Çok büyük bir sarsýntý oldu. Gökyüzünden ateþ toplarý yaðmaya baþladý. Kaçarken; koþarken, korkudan defalarca bayýldýðýmý hatýrlýyorum. Bir uyanýþýmda, kolumun kopmuþ olduðunu gördüm. Sonrakinde dünyayý sadece bir gözle görebiliyordum, diðeri akýp gitmiþti.
Her yer çok kalabalýktý… Her yerde insanlar vardý… Ýnsanlar, uçuþup giden ýþýklar… Ne olduðunu bilmediðim bir sürü þey… Ve ne olacaðým kaygýsýndan, ne olduðunu öðrenmek istemediðim bir sürü, þey… þey…
Yaðmur. Yaðmur yaðdý. Her þey duruldu.
Ve nihayet güneþ doðdu. Ama bu güneþ, bugüne dek gördüðümüz güneþ deðildi.
Ýnsanlar ve her þey, ýþýða doðru yürüdü-ler. Iþýk herkesi çekiyor ve birleþtiriyordu.
Adýmý bile bilmiyordum.
Ben de ýþýða yürüdüm.

*

“O kýz çok güzeldi… o kadar güzeldi ki…”
“Bir hafta öncesi, ilk sýnavdý bak…”
“En çok kýzdýðým þey bu… Sonunda çok kötü olacak, bilmiyor…”
“Sürekli çalýþýyorum, sabahlýyorum, yine de kalýyorum, anlamadým valla…”
“Yarýn ne giysem ya? Milletin karþýsýna da böyle çýkýlmaz ki…”
“Burasý çok… alabilir miyim… dedim ki… gerçekten öyle olsa… gelmiyor deðil mi… seviyorum cidden… böyle yapma… bilmiyorum… babamýn arkadaþý… sana bir þey anlat… bilir mi… kimlerin… sonra… böyle… ne…”

“Yazdýn mý? Bitti mi?”
“Evet. Bitti.”



Yorum (2)add comment

Saygýn dedi ki:

 
Güzel olmuþ.
Kasým 07, 2008

K3ÞM3K3Þ dedi ki:

 
Bitti mi gerçekten? Yarým kalmýþýk hissi uyandýrdý ya da devam etmesini arzulattý ya da bak ne dicem güzel olmuþ. Hiç deprem yaþadýn mý?
Ekim 23, 2009

Yorum yaz.
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley

busy
 
< Önceki   Sonraki >