ODETT
(3 oy)
Yazar Serdar Cekinmez   

ODETT

 

                Kýþ kýþ cinler, kýþ kýþ,

                Yallah cinler, Yallah,

                Cin çýk, cin çýk, cin çýk…

 

                Naralarýyla üzerimdeki cinleri canhýraþ kovmaya çalýþan kadýnlara aldýrmýyorsam da, kulaðýmýn dibinde çaldýklarý tef artýk dayanaýlmaz hâle gelmiþti. Valide hanýmýn gözlerinin içine bakýp « yeter artýk » diye kaþlarýmý kaldýrdýysam da, o kafasýný öne doðru defalarca sallayýp « devam, devam » diye iþaret yaptý. Üstelik ortamdan cinleri uzak tutmak adýna, konaktaki herkesin kafasýna tuz ekip, dualar okuyarak kendinden geçmiþ imam efendinin de iþini tamamlamýþ gibi bir hali yoktu. Nefesi kuvvetli olduðu, içine kaçan cin ne kadar inatçý olursa olsun üfürdüðü dert sahiplerini dertlerinden hemen arýndýrdýðý Þehr-i Stanbul’un dört yanýnda bilinen bu muhterem zat, ta Ahýrkapý’ya hususi bir fayton yollanmak suretiyle, elli mecidiye karþýlýðý o gün bizim konaða buyur edilmiști.

                Ama tüm bu kocakarý tayfasýna da kýzamam, zira bazen ben bile inanýyorum içime bir cin kaçtýðýna… Gözlerim, onun zifiri karanlýða bile yenilmeyen yeșil gözlerine deðdiðinde girdi içime bu cin… O, bana muzipçe gülümseyerek bakarken girdi. Yaptýðý yaramazlýðýn farkýnda olan bir çoçuðun, ürkek ve șýmarýk masumiyetiyle ona dokunduðumda girdi… O așk ciniydi girdi ve …

·         *                                                                    *                                                                            *

                Șu caným Konstantinopol’ün gülü, pașa babam ve muhterem validemin gözlerinin nuru, konaðýmýzýn biricik erkek evladý olarak yediðim önümde yemediðim ardýmda, ziyadesiyle memnun bir hayat sürmekteydim. Üstelik, çocukluðumdan beri neredeyse beraber büyüdüðümüz, sadrazam hazretlerimizin uzaktan akrabasý, Ýstanbul’un köklü ve tanýnmýș ailelerinden Fermanzadeler’in kýzý Ayșenaz Haným’la da bir kaç haftaya kadar nișanlacak, gelin adayý çeyizini tamamlar tamamlamaz da evlenecektim. Anlayacaðýnýz daha o günden bașým baðlý sayýlýrdý. Beș nesildir saltanat-ý șahanenin mühür ve fermanlarýnýn imalatý görevini yürüten müstakbel kayýnpederim Fermanzade Halil Bey de, ben gibi mülayim, aklý selim bir damat adayýna sahip olmaktan ziyadesiyle bahtiyardý. Nasýl olmayacaktý ki? Daha kýzýyla evli olmadýðým halde, evlerine düzenli ziyarete gidiyor, hâl ve hatýrlarýný soruyor, benden bir arzularý olduðu vakit fazlasýyla yerine getiriyordum. Onlar da saðolsunlar, kýzlarý ne zaman Beykoz’da ikâmet eden Pervin halaya ziyarete gidecek olsa, önceden beni haberdâr ediyorlar, bu vesileyle Ayșenaz’la benim yalnýz kalmamýza vesile oluyorlardý. Biz de zaten fýrsatý ganimet bilen genç așýklar, önce Kanlýca’ya gider bir güzel gezișir, sonra Göksu’daki sandallarda muhabbet baðýna girerdik.

                Ýșimde gücümde de, çok beðenilen, efendiliðimle ve pratik çalýșmamla idarecilerimin takdirini toplamýș, has elemanlardan biriydim. Tatlý su Frenkleri’ne ait, Malta’dan Magrep memleketlerinin yüklerini getirip, Konstantinopol’e indiren; buradan da Tripoli’ye, Burgaz’a, Varna’ya, Sebastapol’e daðýtýmýný yapan, denizcilik simsarý Société Negociante de Grande Maré & Frères Duponts șirketinin, sayým katipliði memuru görevini icra etmekteydim. Bu șirket, tahmin edebileceginiz gibi Ýstanbul’daki Frenkler’e ait bir firmaydý. Yarý hissesi, diðer Levantenler’e kýyasla daha az kaynașmýș, Fransýzlarla ticari ve aidi muhabbetlerini pek muntazaman muhafaza etmeyi bașarmýș, aralarýnda sürekli Frenk dilinde istișare eden, Katolik bir aileye ait firmaydý. Diðer yarý hissesiyse tümüyle Frenk kökenli Dupont Kardeșler’e aitti.

                Ýște her ay bașý, bașýmda bir amirimle birlikte bu ailelerin temsilcileriyle bulușur, Peralý tüccarlarýn yeni taleplerini tartýșýp, ne kadar mal getirilmesi gerektiðini ve buna istinaden kaç gemi kaldýrýlacaðýný tespit ederdik. Sonra da rakkamlarýmýzý ortaya koyup, bu ișler için gerekli akçeyi hangi Galata bankerinden almanýn uygun olacaðýný münazara ederdik.

                Günlerden bir gün, Frères Dupont’a baðlý ortaklardan birinin Marsilya’ya gitmesi gerekince, toplantýlara katýlma görevi kýzýna devrolmuștu: Odett’e... Kýz deyince aklýnýza bebeden bozma, büyümüș de küçülmüș, “kadýncýk” gelmesin. Kendisi yașýný bașýný almýș basbayaðý bir ticaret erbabýydý. Benim gibi gençlik yașý gecikmiș birinden bile neredeyse on yaș büyük olmasýna karșýn, güzelliði, alýmlýlýðý masa etrafýndaki erkeklere derinden bir “of” çektirecek cinstenti. Tatlý içten gülümsemesini kimseden esirgemez, ve hatta bir tanesini de her lafýn arasýna sokardý. Ýyi de bana neydi ki? Benim bașým baðlý, nișaným yakýndý…

                Zaten erkek ahalinin cümlesi, bu yalnýz ve güzel kadýný görür görmez șehvete kapýlýp, yanaðýndan bir makas alma gayretine girdiðinden, benim ona karșý bu ilgisizliðim kadýnýn ilgisini çekmișmiș… Nereden biliyorsun demeyin, sonradan bizzat kendisi itiraf etti. Oralara geleceðim, biraz sabýrlý olun.

                Kaldýðým yerden devam edeyim: O günkü toplantýnýn ardýndan, Odett yanýbașýma vardý ve bana șirketin hesab kitablarýyla ilgili bir dolu șeytanýn aklýna gelmeyecek sorular sordu. Bense onun kafasýnýn içinden geçenleri okuyor ve aradýðý yanýtlarý usuluyla dile getiriyordum. Soru cevap kýsmý bittikten sonra iktisadi ve mali mevzuularý uzun uzun konușmaya devam ettik. Diðer patronlar ve amirlerim bile çekip gitmișlerdi, biz ise hâlâ sohbetteydik. Saatler sonra ayrýlýk vakti çattý ve Frenk dilinde “yakýnda görüșürüz” deyip yanýmdan ayrýldý.

                Bir sonraki görüșmemizde aradan iki ay geçmiști ve ben artýk nișanlý bir erkektim. Yine bir toplantý esnasýnda Odett’le gözgöze gelip birbirimize gülümsedik. Ýpek gibi saçlarýna pek güzel bir hava vermiș, üstelik hangi ecnebi losyonu sayesinde kimbilir, sarýnýn kýzýla çalan o en sevdiðim rengini yedirmiști. Ýște ilk kez o günün akșamý kýzkardeșime telaffuz etmiștim, ciddiyetten gayet uzak bir halde :

“Hemșire,sana bahsettiðim bir Odett vardý ya, bugün gene ona rastladým. Saçýný bașýný bir güzel eylemiș. Yeminlen kalbimi çaldý, așýk oldum sanki’m."

Kýz kardeșim de alaya aldý :

“Durdun durdun da nișanlanýnca mý azdýn, köpek.”

Ýkimiz de gülüșmüștük…

                Ýște bu görüșmenin de bir ay sonrasý, yani artýk Ayșenaz çeyizini tamamlamýș evlilik vakti gelmișken, yani artýk yalnýz geçen günler sona erecekken, yani artýk mutlu mesut günler kollarýný açmýș beni beklerken, bütün gün kafamý belleyen sayýmdan, hesaptan, kitaptan, rakkamdan yorgun düșmüș olmalýyým ki, eve dönmeden bir kadeh șarap içmeye karar verdim. Ýșyerimi terk edip, Galata Kulesi’nin sýrtýndaki yokuștan Pera’ya doðru yürüyüșe geçtim. Keza Frenkler’in eðlenceleri daha renkli, șaraplarý daha bir tatlý olur. Tepeye çýktýktan sonra artýk nasýl bir cesaretse, o șarabý Odett’le içmek istedim. Bu patronun kapýsýný çalýp, kýzýný içki içmeye davet etmek demek oluyordu. Frenkler’in Pera’da kadýnlý erkekli girilebilen pek çok meyhanesi olsa da, bu iș yine de kolay sayýlmazdý. Hatta ahlaksýzlýk diyerek, Dupont’lar zaptiyeye bile haber verebilirlerdi. Nedense içimden bir ses her șeyin çok kolay olacaðýný söylüyordu ve nitekim, daha gecenin karanlýðý çökmeden ben, Pera’nýn tenha pasajlarýndan birinde yer alan bir meyhanede, Odett’le kadehimi tokușturmayý bașarmýștým. Muhabbetimiz en kývamýnda gidiyor, her saat iskemlelerimiz arasýndaki mesafe, dünyaya yaklașan bir gök cismi gibi, santim santim fakat kararlýca daralýyordu. Ýște o yakýnlýktan olsa gerek, gönlüm yeșil gözlerinin menziline giriverdi. Üstelik Odett öyle güzel gülüyor ki, muhtemelen o gülüș, önce kadýnýn tüm iç organlarýný ziyaret ediyor, sonra evrenin her boyutundan yasak meyveyi koparýyor, sonra güneșten ateș çalýyor ve ondan sonra dudaklarýndan çýkýyordu. Öylesine içten ve öylesine sýcaktý…

                Yazdýklarýmýn bir gün henüz akil balið olmamýș mektepliler tarafýndan da okunmasý ihtimaline karșý, daha fazla detaya girmek istemem. Ama gecenin sonunda onun dudaklarýnda evrenin binbir boyutunu gezdiðimi itiraf edebilirim.

                Ertesi hafta, Odett’le, Niþancý’da bir çocukluk arkadaþýmýn konaðýnýn önünde buluþmak üzere sözleþmiștik. Bulușma günü gelip çattýðýnda, Haliç’in kýyýlarýnda, Ayvansaray’dan, Þah Sultan’a oradan da Mevlevi Tekkesi’ne kadar o önde ben arkada kem gözlerden kaçýnarak, gizliden gizliye yürüyüþe çýktýk. Zaman zaman ince beyaz bileklerini bana gösterip içimi titretiyor, beyaz mendilini yere atýyor, ben de onu yerden alýp « Mendiliniz düþmüþ bayan » diyerekten geri iade ediyor, o kýsýtlý saniyelerin içinde yeþil gözlerinde kaybolma imkaný buluyordum. Ýþte o yürüyüþ sýrasýnda Odett’e aþýk oldum.

                Ayný günün akþamý, Odett’in yalnýz kalmaya ihtiyacý olduðunda kullandýðý, muhterem pederi ve validesinden ayrý geçirdiði gecelerde kaldýðý, Gülhane’deki müstakil konutuna gizlice gittik. Ben ateþli bir gece geçirmeyi hayal ederekten ve kalbim güp güp ataraktan içeri girerken onun gözlerinde bir soðukluk hissettim. Kafasýný sertçe bana çevirdi ve sanki saatlerdir, duygudan, aþktan mayhoþ düșmüș gönüller bizim deðilmiþ gibi, kupkuru bir tonla seslendi :

                « Benim biraz ibadet etmeye ihtiyacým var, uzun sürmez, fazla bekletmem seni… »

                « Olur » dedim seçimine saygý duyarak. « Hýristiyanlarýn evde ibadet ettiklerini bilmezdim…» diye de ekledim.

                « Ben Hýristiyan deðilim » diye yanýt verdi bana.

Bu cevap karþýsýnda, þaþkýnlýktan gözlerim yuvalarýndan çýkacak gibi oldu. Nitekim, nasýl koyu Katolik bir aileye mensup olduðunu þu koca Yedi Tepeli’de bilmeyen yoktu. Yine de bunu ona belli etmeden sordum :

“Nedir peki senin inancýn?”

“Hiçlik”… “Boþluk” diye yanýtladý. “Artýk seninle aþktan meþkten farklý þeyler de konuþmamýz, birbirimizi daha yakýndan tanýmamýz gerekiyor.” diye devam etti. “Benim inancýma göre her þey bir hiçlikten geldi ve bir boþluðun içinde yer alýyor. Yani var olan tek gerçek aslýnda ‘Yokluk’. Ýþte ben bu yokluðu, hiçliði kabul eden bir inanca mensubum. Ancak “Yokluk” zayýflýk, çaresizlik, tükenmișlik, bitmișlik demek deðildir. Bilakis, “Yokluk” kudrettir. Nasýl ki iki yarý küreyi birbirine yapýþtýrdýðýnda ve içindeki havayý dahi akýp hiç bir șey býrakmadýðýnda, artýk onlar birbirinden ayrýlamaz, iþte Hiçlik de öyle kuvvetlidir. Bilmem beni anlýyabiliyor musun?”

Hiç cevap vermedim. Kimin neye inandýðýyla pek alakalý bir insan da deðilim zaten. Ama yine de tuhaf geldi böyle birden bire bu konuyu açmýș olmasý.

Odett bulunduðumuz odayý kararttýktan sonra yan odaya geçti. Kapýyý kapattý. Dýșarýda fenercilerin sürekli tazeledikleri kandillerden uzayan gölgeleri izlemeye koyuldum. O an camýn önünde bir karartý belirdi. Öyle bir karartý ki giderek büyüyor, bedenimi așýp sokaða kadar tașýyordu. Kafamý geriye çevirdiðimde, bir elinde meșaleyle üzerime doðru yavașça yürüyen Odett’i gördüm. Diðer eliyle de bir tütsü tutuyor, dumanýnýn kokusunun temiz hava alýrmýșcasýna kuvvetle içine çekiyordu. Bir an yüksek sesle anlașýlmaz bir șeyler fýsýldamaya bașladý :

« Namin ya, namin ya, namin ya, namin ya Zi

Ela la, ela la, ela la, ela la Zi »

Hani karșýmdakinin biricik sevdiceðim Odett olduðunu bilmesem, odayý cadýlar bastý zannedip altýma kaçýrabilirdim. Kanepeye oturup ibadet mi, ayin mi olduðunu pek çýkartamadýðým bu seramoniyi izlemeye koyuldum. « Nami ya »yý ve « Ela la »yý kaç defa tekrar etti bilmiyorum. Ama bitince aynanýn karșýsýndaki pufun önüne oturdu. Kandili yaktý. Bir süre aynada kendini seyretti. Sanki güzelliðinin farkýndaymýș gibi, kendine imreniyormuș gibi… Sonra uzun uzun kafiyeli bir șeyler anlatýp durdu. Muhtemelen kendi inancýnda bir dua etmekte, bir sûre okumaktaydý.

Birden sözü kesip, oturduðu yerden kalktý ve elindeki tütsüyle üzerime doðru gelmeye bașladý. Aðýr adýmlarý bir uyurgezerin șuursuzluðundaydý. Tam karșýma gelince durdu. Karșýlýklý nefeslerimizi hissedebiliyorduk. Ansýzýn elindeki tütsüyü, hafifçe boðazýmla göðüsümün birleștiði yere deðdirdi. Canýmýn acýsýyla «ah » diyerek kendimi geri attým. O ise bana bakýp yüksek sesle çýðýrdý :

« Namin ya, namin ya namin ya namin ya Zi »

Neden yaktýn beni diye baðýracak olduysam da, kendimi tutmayý bașararak sustum.

Ayin bittikten sonra bașbașa yemek yedik. Șirketin mali durumundan, Dupont kardeșlerin Haliç de yeni bir kumpanya açma girișimlerinden bahsettik. Anlayacaðýnýz benim ateșli așk gecesi hayallerim masal olup çýkmýștý. Olsun! Ne de olsa acelem de yoktu.

Eve dönmek için öylesine geç kalmýștým ki, yolda zaptiyelere yakalanmaktan korkarak ilerledim. Valide Hanýma sesimi duyurmamak için ayakkabýmýlarýmý kapýnýn önünde çýkardým. Sessizce merdivenleri çýkýp, odama girdim. Yataðýma girdiðimde bunun ilk uykusuz gecem olacaðýný bilmiyordum.

O günden sonra her daim heyecanlý bir görüntüm ortaya çýktý. Sürekli sevinçliydim, sürekli iyimserdim. Yanlýș anlamayýn her dakika Odett’i falan da düșünmüyordum. Bu ondan da baðýmsýz bir duyguydu ve sanki ruhumdan çok bedenimi kaplamýștý. Ýyimser hayaller  kurmak öylesine hoșuma gidiyordu ki, hayal kurmayý uykuya tercih eder olmuștum. Zaten uyusam mütemadiyen bir kaç saat içinde, midemde bir tokluk hissiyle uyanýyor, sonra sabaha kadar hayaller kurduðumdan, tekrar uyuyamýyordum. Ama bu tokluk hissi yüzünden bir an gelip yemek yiyememeye bașlayýnca gidip bir hekime görünmeye karar verdim. Lakin ne fayda! Hekimin yazdýðý ilaçlar hiç kâr etmedi. Midem șaraptan bașka gýda kabul etmez oldu. Valide Haným bendeki bu halleri farkedip endișelenmeye bașlayýnca, durumumu, Konstantinopol’ün en ünlü hekimi, bilhassa Frenk milletinin, Lövantenlerin göründükleri, Zehirli Zerpan Efendi’ye anlatmaya karar verdim. Kendisine baștan sona herșeyi anlatacaktým ki, yazacaðý ilacýn ruhi mi yoksa bedeni mi olacaðýna doðru karar verebilsindi. Bu ișin en tatsýz tarafý Zehirli Zerpan Efendi’nin aðzýný sýký tutup tutamayacaðýný bilemememdi. Nitekim sýký birer Katolik olmalarýyla meșhur Frenkler, Odett’in ben gibi müslüman tebaadan biriyle birlikte olduðunu duyarlarsa, kadýný kolundan tuttuklarý gibi Marsilya’ya geri götürürlerdi.

Zehirli Zerpan Efendi’nin muayenehanesinen içeri daha adýmýmý atmamýþtým ki, hekim bey beni kapýda karþýladý. Tokalaþýp, merhabalaþtý, sýcak bir tebessümle odasýna buyur etti. Ýçerisi pek muntazam düzenlenmiș, aletler tertemiz kaynatýlýp havasý alýnmýþ bir dolaba yerleþtirilmiþ, kitaplarýn hepsi kütüphaneye boyu boyuna, rengi rengine denk bir biçimde yerleþtirilmiþti. Dýþ odada ise, anlattýklarýna bakýlýrsa, insanýn içini gösteren bir aynasý da vardý ki, sýrf bu bile kendisinin ne kadar üstün bir hekim olduðunun kanýtýydý. Hepsinden de öte beni karþýlarken ki ilgisi, ihtimamý, dikkati, samimiyeti öylesine dört dörtlüktü ki ona çabucak kaným ýsýnýverdi.

                Ýþte tam doktorun masasýnýn önündeki deriden yapýlma koltuða oturmak üzereydim ki, o ana kadarki temizliðe, dirliðe aykýrý olarak koltuðun üzerindeki kalýn toz tabakasý gözüme çarptý. Sanki senelerdir oraya kimse oturmamýþ, kimse el sürmemiș gibiydi. Çaktýrmadan mendilimi çýkarýp, koltuðu siliyordum ki, kafamý kaldýrýnca Zehirli Zerpan’ýn býyýk altýndan bir gülümseyerek beni seyrettigini farkettim. Ben de ona bakýp gülümsedim, hiç bir þey olmamýș gibi davranýp geçip koltuða oturdum.

                Zehirli Zerpan Türkçe’yi sonradan öðrendiðinden olsa gerek, çok kibar ve yavaþ aksanýyla söze girdi :

                « Anlatýn bakalým þikayetiniz nedir ? »  

                Bu soru üzerine birden derin düþüncelere daldým. Keza, Zehirli Zerpan Efendi hâlâ frenk milletiyle içiçe bir hekimdi. Yani Odett’e aþýk olduðumu ve onunla zaman zaman beraber olduðumu, ona olan aþkýmýn acýsýnýn mideme vurduðunu, geceleri uyutmadýðýný falan anlatmaya kalksam, gidip kesinlikle laf tașýrdý. Eðer o koyu Katolik ailesinin kulaðýna giderse Odett’i anýnda Fransa’ya geri götürürlerdi ki, bu riski göze alamazdým. Önceki kararýmdan geri cayýp, en azýndan șimdilik herșeyi anlatmamaya karar verdim.

                Zerpan tekrar edince kendime geldim :

                “Nedir hâlâ söylemediniz șikayetinizi?”

                “Karýn aðrýsý ve uykusuzluk”

                “Hým… Bir muayene edelim sizi. Uzanýn bakalým þöyle…”

O gün    Zehirli Zerpan’ýn verdiði ilaçlar pek bir iyi gelmiþti. Onlarýn sayesinde valide hanýmýn verdiði yemekleri afiyetle yedim, üstüne de rahat bir uyku çektim. Artýk o günden sonra ne zaman aþk acýsýndan muzdarip olsam Zerpan’a görünüp ilaç yazdýrýyor, böylece en azýndan günü kurtarýyordum. Ta ki o beyzade ortaya çýkýncaya kadar…

Günlerden bir Cumartesi, Salacak’ýn zengin konaklarýndan birine giden yolcularý taþýyan onlarca sandal, Valide Sultan Camii’nin önünden açýlýp, karþý yakada Þemsipaþa Camii’nin yanýbaþýndan iskeleye yanaþmaktalardý. Haydarpaþa limanýnda önemli bir kumpanyanýn sahibi, Britanya Kraliyeti’ne yakýn bir ailenin kýzýnýn doðum gününde hazýr bulunmak üzere davete icap edenleri tașýyan bu sandallardaki yolculardan biri de Odett’ti. Onun ricasýný kýrmayarak, ben de bir nevi davetlinin davetlisi sýfatýyla oraya gitmek üzere yola koyuldum. Vardýðýmda herkes çoktan çakýr keyif olmuș, hatta Odett içkinin dozunu bile kaçýrmýþtý. Daha doðru düzgün merhabalaþamamýþtým ki, zengin beyzadelerden biri benim Odett’imin yanýna varýp ona kur yapmaya baþladý. Herifçioðlu kendinden emin cümleler kuruyor, eline ayaðýna hakim olamayýp, Odett’in bileklerini tutuyor, hafiften sýrtýný okþuyor, o ise sadece kahkahalarla gülüp kendini kenara çekmeye bile lüzum görmüyordu. Onu kolundan tutup kenara çeken ben oldum:

“Destur! Bu ne kepazelik! Derhal bu kendini bilmezliðe bir son ver yoksa sonu hayýr olmaz bu gidiþin!”

Odett ise nedensiz kahkalar atarak beni alaya aldý:

“Senin yolun yol be oðlum! Güzel de bir niþanlýn var. Hem evlenmek benim de hakkým deðil mi ! Rahat býrak beni!”

Bașýmdan așaðý kaynar sular boșalmýștý:

“De git! Kiminle evleneceksin! Bu züppeyle mi? Herif seni kandýrýp, vücudundan kendine pay çýkarmaya çalýþýyor, sen evlilikten bahsediyorsun. Ayýl biraz, kendine gel!”

Sinirimden ne yaptýðýmý bilemedim. Konaðý derhal terkedip, evimin yolunu tuttum. Boðazýmýn altýna bir yanma hissi çökmüþtü. Sanki ateþ kusacak gibiydim. Bir uykusuz geceyi de o gün geçirdim. Sonradan öðrendim ki, Odett o akþam o beyzadeyle bir bardak þarap bile içmemiþ. Herif de kendine gençten baþka bir kýz bulup onunla eðleþmiþ.

Yazýk ki, o beyzade ile Odett arasýnda madden hiç bir þey geçmediyse de, benimle Odett arasýnda mânen pek çok þeyin sonu gelmiþti. Karmakarýþýk duygulardan kendimi arýndýramýyor Odett’e eskisi gibi güvenemiyordum. O ise, iþ yerindeyken her gün bir vesile bulup, benimle sohbet etmeye geliyor, beni tekrar kazanmaya çalýþýyor, en yakýn arkadaþlarýyla kapalý zarflara koyduðu piþmanlýk mektuplarýný gönderiyordu. Kalbim yufkaydý. “Hayýr” diyemezdim. Ama artýk istesem de “Evet”imin sesi ayný kuvvette çýkamazdý.

Yaralý gönlümü avutmak için kendime bir dost aradým durdum. Frenklerden dostluk umamazdým. Çünkü duyulursa bu Odett’in Konstantinapol’de sonu olurdu. Eh, sadrazam ailesinin yakýnlarýndan biriyle niþanlýydým. Kendi çevremle de paylaþamazdým. Yoksa bu da benim sonum olurdu. Düþünüp düþünüp sonunda açýlacak insaný buldum. Edirne’de yaþayan, akraným, etrafýmdakilerin çok hayýrlarla andýðý, hâlamýn kýzý olduðu halde hayatýmda hiç karþýlaþmadýðým kuzenim Suhayat’a anlatmaya karar verdim. Derhal telgraf ideresine gidip, mesajýmý düþtüm:

“Suhayat Haným, Çok feci aþka düþtüm. Stop. Niþanlýmýn haberi yoktur. Danýþabileceðim kimsem de yoktur. Stop. Ýki çift nasihate ihtiyacým vardýr. Esirgemeyiniz. Stop. Kuzeniniz Feyyaz. Stop.”

Cevabi mesaj ayný akșam mesai bitiminde șahsýma iletildi:

“Kuzenim Feyyaz, Böyle bir hâl bașýnýza gelmișse mutluluðun yeni yolu da demek ki budur. Stop. Çevrenizdekileri kendinize dert etmeyiniz. Stop. Sevdiðinizi de alýp kaçýnýz. Stop. Kuzeniniz Suhayat.”

Ýște Suhayat’ýn bu mesajýndan sonradýr ki cesurca, ilk defa oturup ciddi ciddi Odett’Ie bașbașa geçecek bir hayatý düșündüm. Ve iște o zaman anladým ki Odett hayatýmýn sadece kenarda köșede kalmýș bazý boșluklarýný doldurmakta… Ve lakin bu kenarda köșede kalmýș boșluklar týpký derli toplu bir ev, makyajlý bir kadýn, vurucu bir cümle, kafiyeli bir mýsra gibi ruhu doldurmakta. Varlýðý elzem deðil ama yokluðu ceza… Ve hatta anladým ki ben onu uzaktan seviyorum… Hatta belki de onu uzaktan sevmeyi seviyorum… Ýște yine o an geçmișimle geleceðim arasýndaki terazinin geçmiș kýsmýnýn aðýr bastýðýný anladým. Dahasý kendimle, onunla, hayatla, çevremdekilerle ilgili derinlerde saklý kalmýș ne varsa hepsinin  yüzeye vurduðunu anladým. O gün anladýðým șeylerin haddi hesabý yoktur. Demek ki șu gönül ișleri adeta kișinin ettiklerinin tüm maskelerden arýnmýș bir bilançosuymuș, bir de bunu anladým…

Artýk derin düșünceler her yanýmý kaplýyor, iște, yolda, konakta sesim soluðum çýkmýyordu. Valide Haným içime cin kaçtýðýndan șüphelenir olmuștu. Üstelik kaç zamandýr nișanlýmýn ailesini de ziyarete gitmemiștim. Tüm bu tuhaflýklar çevremdekilerin gözünden elbette kaçmýyordu. Bunun neticesinde beni gizliden takibe aldýran, müstakbel kayýnpederim Fermanzade Halil Bey, bir gece Odett’in evinden çýkarken tespit etmiș.  Bu kez de Odett’in bașýna bir muhbir takýp, kadýnýn ne menem olduðunu anlamak istemiș.

Muhbir ise bir gece vakti, Gülhane’deki evinin karșýsýnda bir aðaca çýkýp pencereden Odett’i gözlemlemiș. Meșelali ve tütsülü ayinini en ince ayrýntýlarýna kadar izlemiș. Evin içine çaktýrmadan bir boru sistemi yerleștirip, Odett’in ettiði dualarý dinlemiș :

“Namin ya namin ya namin ya namin ya Zi,

Ela la ela la ela la ela la Zi.”

·         *                                                                    *                                                                            *

 

Sadrazam Efendimiz Hazretleri,

Frenk milletine mensup Odett isimli Pera’da yașayan bir hatunun, Gülhane’deki ikincil ikametgâhýnda cadýlýk, büyücülük, cincilik faaliyetlerinde bulunduðu; gaiple mütemadiyen temas halinde olduðu, damadýmýn da aralarýnda bulunduðu ümmetimiz mensuplarýný bu yöntemleriyle kapanýna kýstýrýp helâk ettiði muhbirlerimizce tespit olunmuștur.

Kullarýnýzýn bekaasý için derhal cadýya gereken dersin verilmesi icap etmektedir.

Arz ederim.

Beșinci Nesildir Hașmetli Devletlu Sultanýmýzýn Mühürlerinin imalatýntan mümemessil Fermanzade Halil Bey

                Zaten kendisi Sadrazama yakýn biriyken, imzasýnda Padișah efendimize yakýnlýðýna da gönderme yapan Halil Bey, bir nevi veziri azama “bu iși sen temizlemezsen Sultan’a bile çýkarým“ demek istemekteydi. Cevap gecikmedi:

                “Dinimizce haram sayýlan faaliyetler içine girmiș, cinci kadýnla ilgili yazdýklarýnýzdan sonra Odett denilen o hatun kișinin imparatorluk topraklarýnda bir gün bile kalmasý kesinlikle caiz deðildir. Lakin kendisi Frenk milletinden zengin bir aileye mensup olduðundan, resmen sürgüne göndermek de devletlerarasý anlașmalarýmýzda bașýmýza iș açabilir. Mahalleli tarafýndan bir kalkýșmayla yakalanýp memleketine gönderilmesi akla uygun gelmektedir. Ýmza…”

·         *                                                                    *                                                                            *

Odett, bir gece gene kendisini ziyarete gittiðimde, nedensiz yere soðuk davranýp baðýrýp çaðýrmaya bașladý. Hem de eve vardýðýnda üstünde en güzel basma kumaștan yapýlma elbisesi vardý. “Bașka bir beyzade mi bekliyorsun?” diye baðýrýp çaðýrmaya, kýskançlýk krizlerine girmeye bașladým. Ne doðru düzgün cevap veriyor, ne de beni teskin etmeye yanașýyordu. Bir çocuðu azarlar gibi benimle konușmaya bașlayýnca kapýyý çarpýp çýktým. Gýrtladýðýmda yangýn çýkmýșcasýna yakýcý așk acýlarým gene nüksedince, soluðu her zaman olduðu gibi Zehirli Zerpan Efendi’de aldým. Öylesine sinirliydim ki, ona herșeyi ta en bașýndan anlatmaya bașladým:

« Hekim Zerpan dinleyiniz. Midemdeki, gýrtlaðýmýn altýndaki aðrýlar, ve dahi uykusuzluðum, bedeni deðil ruhi bir meseledendir. Derdimin özünde sizin de mensubu olduðunuz Frenk milletinden, Odett Haným yatmaktadýr… »

                Ýlaçlarýmý alýp eve döndüm. Geceleyin konakta otururken birden aklýma geldi : Așk acýlarým her zaman boðazýmla göðümün arasýnda tezahür etmekte sonra mideme inmekteydi. Vücudumun bu bölgesi, Odett’in bana tütsüyü deðdirdiði yerdi. Demek ki, Odett çekeceðim acýnýn farkýndaydý ve beni hazýrlamak istemiști. O gün Odett’in ayin günü olduðundan Gülhane’deki evinde olmalýydý. Gece gece konaðý terkedip, soluk soluða oraya doðru ilerlemeye bașladým. Nasýl olur da çekeceðim acýyý önceden bilebilmiști bunu öðrenmek için can atýyordum. Saatlar süren bir yürüyüșün ardýndan Galata’ya vardýðýmda, karșýda Gülhane tarafýnda büyük bir kalabalýðýn biriktiðini farkettim. Hatta bazý meraklý gözler, rýhtýmda dizilmișler, karșý yakadan yükselen sesleri duymaya çalýșýyorlardý. Bazýlarýysa, karșýdaki kalabalýða katýlmak üzere sandallar kiralýyorlardý. Bir sandal da ben kiralayýp Eminönüne geçtim. Koșar adým Gülhane’ye doðru ilerlerken, Ayasofya tarafýndan, Eminönü tarafýndan ve Bab-ý Ali tarafýndan katýlanlarla sayýlarý iyice artan binlerce kișinin toplaștýðýný farkettim. Bütün gücümle o kalabalýðýn arasýndan sýyrýlýp Odett’in evine doðru ilerlemeye çalýșýyordum. Önüme geçenleri ittirmekten bitap olmuștum. Neyse ki Odett’in evi sonunda göründü. Yazýk ki kalabalýk en çok da onun evinin önünde birikmiști. Zaptiyeler, bu kadar insaný püskürtmekte yetersiz kalýyorlardý. Yanýmdaki adama heyecanla sordum :

                « Nedir birader bu kalkýșma ? Devletlu’nun sarayýnýn dibinde üstelik ? »

                « Yahu be adam, cehalet içini mi kemirmiș senin, nedir ! Aha nah șu evde bir cadý yașýyormuș. Hașmetli Sultanýmýza göz deðdiriyor, ümmetimizin içine cin sokup helak ediyormuș. Frenkler’den bir kadýnmýș. Biz de onu buradan kovmak için toplaștýk.”

                Adam düpedüz Odett’in evini ișaret ediyordu. Birden kalbimin çarpýșý hýzlanmaya, ruhum bedenimin lafýný dinlememeye bașladý. Sarhoșlar gibi bașým dönüyor, kulaklarým uðulduyordu. Tam da o vakit Odett’in evinden bir alev yükseldi. Kalabalýk “Cadý yanýyor, cadý yanýyor” diye feryat figan haykýrýyor, sevinç çýðlýklarý atýyordu. “Yeterin gayri!” diye haykýrdýðýmý hatýrlýyorum. Gözlerimin zifiri karanlýða uyduðunu… Dizlerimin baðýnýn çözüldüðünü…

                Gözlerimi açtýðýmda sabah olmuștu. Konaktaydým. Yataðýmda… Valide hanýmým, peder beyim, komșular bașýmdaydý. Validemin bir kaș ișaretiyle herkes odayý terketti. Anacaðýzým saçlarýmý okșayarak :

                “Ýçine cin sokan o kadýnýn evi yandý dün. Sabah yanmýș elbiseleri bulundu ama kendisinden iz yok… Herkes diyor ki, ateși görünce insanlýk âlemini terkedip cinler âlemine göçmüș… Oðlum senin anlayacaðýn, kadýn tam bir cadýymýș. Verilmiș sadakan varmýș, bașýna bir felaket gelmeden kurtulduk ondan…”

                Dilim bile tutulmuștu. O günden sonra da hiç açýlmadý. Artýk herkes içimdeki cinin, cadý yakýldýðý için ebediyen çýkmayacaðý kehanetini yapar olmuștu. Ýște yazýmýn bașýndaki cin çýkarma sahnesi artýk benim günlük hayatýmdan bir parçaydý. Bir kaç hafta sonra Ayșenazýn ailesi de artýk dayanamayýp “Bu oðlan kafayý yemiș, artýk iflah olmaz.” diyerek nișaný bozdu.

·         *                                                                    *                                                                            *

6 ay sonra

Adamýn gür sesi konaðýn önünü inletiyordu:

“Beyzade Feyyaz, telgrafýn var-r-r”

Güçlükle yataðýmdan kalkýp așaðýya indim. Eh kolay deðil, içimizde cinin aðýrlýðý var. Adamýn elinden telgraf kaðýdýný alýp, beș mecideye bahșiș býraktým. Adam parayý, dudaðýna alnýna götürüp teșekkürünü ifade etti. Geri dönüp sýrra kadem bastý. Notu yavașça pek de umursamayarak açtým :

« Zehirli Zerpan Efendi’ye benimle ilgili her șeyi anlatmýșsýn. Stop. O da koșup lafý babamlara yetiștirmiș. Stop. Ailem öðrenince çýlgýna döndü ve ayný akșam apar topar beni Marsilya’ya getirmek üzere Gülhane’deki evimden alýp kaçýrdý. Stop. Öðrendim ki, bir kaç saat sonra beni linç etmek üzere ahali toplașmýș, evimi yakmýșlar. Stop. Yani istemeden benim hayatýmý kurtarmýșsýn. Stop. Șimdi Marsilya’dayým. Stop. Tek eksiðim sensin. Stop. Ailemi de ikna ettim. Stop. Gel ne olur…

Ýmza Odett.”



Yorum (6)add comment

Ufuk Gültepe dedi ki:

 
Bir "Serdar Çekinmez" klasiði... smilies/smiley.gif Üslubun, anlatýmýn yine öykünün içine çekti beni. Öykü o kadar çabuk aktý ki, pek fantastik bir yönü bulunmasa da sýkýlmadan sona ulaþtým. Hoþ, son kýsýmda sanki fantastik bir þeyler olacakmýþ hissine kapýldým ama... Nihayetin de Odett hanýmýn kaçtýðý anlaþýldý... Tam da onun doðaüstü bir varlýk olduðunu düþündüðüm sýrada. Keþke daha fantastik bir þeyler eklseydin öyküye. Bu anlatým tarzýyla, o dönemlerde yaþanan fantastik bir öykü, tadýndan yenmez herhalde... Emeðine saðlýk Serdar Abi.
Þubat 15, 2010

Serdar Cekinmez dedi ki:

 
Ufuk'cum gene ilk yorum senden geldi eksik olmayasin...

Sosyete Saban filminde Arap Celal'in elinde davulla Saban Aga'nin içindeki cini çikarirken söylediklerini öykünün girisine aldim. Filmin bu sahnesini youtube'dan, tamamini da youtube ve google video'dan izleyebilirsiniz. Basta Kemal Sunal olmak üzere o dönemin müthis film klasiklerini yapanlari da bu vesileyle saygiyla analim.

Öyküyü internet explorerdan belki 10 defa yukledigim halde ekleyemedim. Sonra Firefox'i denedim. 1 kerede kolayca eklendi. Hem de paragaf düzeni karismadan. Eklemede güçlük çeken baska arkadaslar varsa bilgileri olsun diye yazdim.

Ufuk, eger Odett roman olsaydi, fantastik ögeler katabilirdim. Ama bu kadar kisa alanda fantastik nasil yapardim bilmiyorum. Ha, Odett kaçirilmayip, gerçekten cinler alemine çiksaydi ve öykü böyle baglansaydi olurdu sana fantastik. Ama o da sirf fantastik olsun da siteye uyum saglasin diye yapilmis olurdu.

Tekrar tesekkürler ilk yorum için smilies/smiley.gif
Þubat 15, 2010

PgozP dedi ki:

 
Ya Serdar sen var aay acayip bir adamsýn.. Yine süper yazmýþsýnn...Eski olsun dedik fantastik olsun dedik...Senin anlatým tarzýnla okuyalým istedik. Valla öyle olmuþ. Üstelik aþk, aþk acýsý, ruh kaosu var hikayede..

Ýsimler, yerler muhteþem.. Ya ben çok seviyorum tarihi kurguyu. Hastasýyým desem yeridir. Floransa Büyücüsü'nün üzerine uzun süre kitap okuyamadým. Elime ne alsam yavan geldi. 'Yüzyýllýk Yalnýzlýk'tan sonraki en muhteþem kitaptý..
Dileklerime cevap verip böyle bir hikaye yazdýðýn için çok teþekkür ederimm sana..

Çok beðendim çok..Ýçindne cin çýkarmak isteyen kadýnlar, bir cadý tasviri, lal olman, doktor karakteri... Acayipti..

Ellerine saðlýk, gerçekten..
Þubat 17, 2010

Remziye dedi ki:

 
Vallahi ben bu siteye üye olalý tabiri caizse hikaye kolik oldum. smilies/cheesy.gif Öyleki Cuma günü bir kaç tanesini birden okudum ki þubat sonun'da tekrar gözden geçirdiðim de oylama yapabilecek durumda olayým. Gel gelelim cumartesi migrenim sýký tuttu. smilies/sad.gif Ama yinede geçemiyorum illaki okuyorum. Senin bu hikayeni de bir nefeste okudum güzeldi hoþ bir hikaye olmuþ. Yüreðine ve Klevyene saðlýk Serdar kardeþim. smilies/cheesy.gifsmilies/cheesy.gif
Þubat 17, 2010

Serdar Cekinmez dedi ki:

 
Yorumlariniz dert gözmesin diyelim.

Pinar bak sana ne anlatacagim: Lise'deyken ben çok güzel siir yazardim. Aruz vezinli bile siirler yazdigim olurdu. Neyse böyle asik tipler gelirlerdi, kiz arkadaslari için bana siir yazdirirlardi. Genelde de böyle siirin bas harflerinden kizin adi falan çikardi. Bildigin kliseler iste. O arkadaslar da gidip bunu ben sana yazdim askim falan deyip yutturuyorlardi heralde artik... Karsiliginda bana da ufak tefek tost, kola falan ismarlarlardi.

Iste o zamanlar en son ismarlama edebiyat yaptiydim. Bir de simdi yaptim. Sen dedin ya bana, Osmanli döneminde geçsin, ask, mesk olsun, azicik da fantastik olsun. E, bu çikti iste. Memlekete dönünce tostumu kolami isterim arkadas, 1 haftada yazabildik su üç satirlik öyküyü, zaman mi var. smilies/smiley.gif

Remziye sana da çok tesekkür ederim okudugun için. Yalniz bir sey diyecegim: Öykülerin ve hatta su an yazdigim roman çalismamin çok büyük bir bölümünü eski usul kalem kagitla yapiyorum. Klavye kagida dökmede ve son düzeltmelerde falan ise yariyor. Yani ben ayni hikayelerimdeki gibi hâlâ eski kafa...

sizin de okuyan gözlerinize ve yorum yazan ellerinize saglik arkadaslar...
Þubat 18, 2010

Remziye dedi ki:

 
Ah be Serdar kardeþim, senin eski kafa dediðinden daha eskiyim merak etme. smilies/cheesy.gif Bende önce þiirlerimi kalem kâðýt kullanarak en son düzenlenmiþ olarak ta klevye ye döküyorum. Böylesi daha temkinli ve hatasý az oluyor. Þiir de neyse ki kýsa oluyor, ama hikaye de iki emek oluyor. Neyse öyle içine siniyorsa öyle olsun.
Kalemin ve o hayali yüksek yüreðin daim olsun kardeþim.
Þubat 18, 2010

Yorum yaz.
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley

busy
 
< Önceki   Sonraki >