| Lazarus Eşiği |
| Yazar Emirhan | |||||||
|
"Dikkatli bak, orada"
Lazarus Eşiği
Durak ölüm kokuyordu. “Bu adam ölmüş olmalı, kimse böyle kötü bir his yayamaz etrafına” diye düşündü onu gördüğünde. Üstünde pijamaları vardı, hayatı yaşamayan birisiydi. Caddenin bu kadar yakınına niye gelmişti? “Gazete alacaktım” diye düşündü. Sonra yine duraktaki adama kaydı düşünceleri. Elinde gazete, rezil bir öğle zamanı, yolun yanında duruyordu. Durağa doğru hareketlendi. Yanlış yaptı.
“Gel bakalım, gel” dedi duraktaki ölüm kokan adam. Bir an durdu, sonra “Yaşıyormuş” diye düşündü bunu duyan. “Gelsene yahu, seni bekliyordum” dedi yine adam. Bu cümle onu rahatsız etti. Aylak bir insan olarak onun hiçbir şeye karşı zorunluluğu olmaması gerekiyordu. Doğaçlamaydı her şey. Ama bu adam şimdi geçmiş karşısına onu beklediğini söylüyordu. Geleceği ne zaman planlanmıştı? “Beni bekliyordun? Nereden biliyordun ki geleceğimi?” Adam güldü. Deprem gibi bir şeydi bu gülüş. Şaşırtıyordu, aniydi ve başladığı gibi de bitti. Kravatı vardı adamın, ceketini yanına koymuştu. Yoldan arabalar geçiyordu, bu durakta neden kimse yoktu? Sesi hırıltılıydı. Konuştu. Bir mucize gibiydi bu. Lazarus’tu bu adam yahu. Bir ölüydü o kesin. Ama eğer yaşıyorsa da anca yaşayan bir ölü olabilirdi. “Korkuyorum.” Aylak, bu söz üzerine biraz çekindi. Yine de durağa yaklaştı, daha adamın yanına oturmamıştı. O kadar samimi değillerdi şu an. Sonra? Belki. “Neden korkuyorsun?” “Sondan, siyahtan, boşluktan. Karanlıktan korkuyorum ben. Çok.” Aylak, Lazarus’u bir kere daha gözden geçirdi. Aslında gayet normal görünüşlüydü bu adam. Hatta hakkında işten yeni çıkmış klasik bir tip bile denilebilirdi. Yine de bir eksiklik vardı, ya da hayır, bir fazlalık... Bu adam bir şey taşıyormuşçasına yorgundu. “Daha sabah ama yahu, nereden çıktı bu korku böyle bir anda?” dedi Aylak. Biraz da gülüyordu. Gülüş öylesineydi. Nedenini Allah bile bilemiyordu büyük ihtimalle. “Ben bu sabah doğdum zaten” Havada çaydanlıktan çıkan buhar gibi sessiz bir sıcaklık oluştu. Aylak kötü hissetti. Samimiyet sınırını kafasında bir tarafa kaldırdı ve adamın yanına oturdu. Lazarus önüne bakıyordu sadece, onu hiç önemsemedi. Sonra tekrar konuştu. “Korkuyorum. Çok.” Aylak onu sakinleştirmeye uğraştı. “Geceye daha çok var, o zaman da ışığın açık uyursun” Lazarus güldü. Uzun sürdü bu gülme. “Benim evim falan yok anlamıyor musun?” dedi. Cümle havada bir süre tutundu, sonra kendisini bıraktı. Bilinçaltında intihar etmek ister gibi davranan kuşlar uçuştu önlerinde. Durağa kimse gelmedi. Aylak üşüdüğünü hissetti. Rüzgar yoktu. Soğuk olan Lazarus’tu. Onu bu isimle düşünmekten rahatsız olduğunu fark etti. “Yok artık” diye düşündü. “Bu adam hayalet falan olamaz değil mi?” Lazarus, hayalet falan değildi. “Çok düşünüyorsun, ama değmez. Hep onun istediği yolda gidiyorsun.” Aylak cebinden sigara paketini çıkardı, bir tane yaktı. Lazarus’a da uzattı. O almadı. “Ben tanrıya inanmam” dedi Aylak. Lazarus şaşırmıştı. “Ondan bahseden kim?” Bir süre sessizce oturdular. Durağa bir kişi daha geldi. Konuşmadı, köşeye oturdu. Üçü de oturmuş karşılarındaki yolu izliyorlardı. Bir kulüp toplantısıydı sanki. Gayet resmi bir ciddiyetle duruyorlardı. Aylak, bu ciddiyetten sıyrıldıktan sonra kalkmayı düşündü. Buna üşendi. Eve gitmek istemiyordu. Meraklanmış mıydı? Lazarus’a dönüp sordu. “Başına bir şey mi geldi?” “Evet geldi. Bu sabah doğdum.” Köşedeki adam başını sallıyordu. Üstünde beyaz bir gömlek, altında siyah kumaş bir pantolon vardı. Sadece kafasını sallayıp duruyordu. Metronom gibi. Lazarus’un konuşmasına ritim uyduruyordu sanki. “Karanlıktan neden korkuyorsun ki? Hem böyle korkular bir anda çıkmaz? Başına bir şey gelmiş olmalı.” “Bu sabah doğdum. Gözlerimi açtım ve onu hissettim. Bu olmamalıydı. Bir şeyler yanlış bende. Senin gibi olmalıydım, akışa bırakmalıydım kendimi ama yapamıyorum. Senle konuşuyorum işte. Bunu biliyordum. Kontrol etme gücüm var ama o kadar da değil. Ayrıca altıma işedim. Ne yapacağımı bilmiyorum. Bu köşedeki adam kim? Bilmiyorum. Geleceğini biliyordum, o ayrı. Hissedebiliyorum. Ne dersem diyeyim, kaçamıyorum ki..” Aylak durdu. Hızlı hızlı kulağına girmişti cümleler, şimdi sessizliği içine çekmesi lazımdı. Yoksa su yutacaktı, dikkatlice dünyayı gördü. Eline baktı. Sigarasının külü kalkmamış bir penis gibi aşağıya doğru sarkmıştı. Bir şey diyecek gibi oldu. Sustu. “Konuşma” dedi Lazarus. “Konuşma…” Durağa bir adam daha geldi. Elinde bir pet şişe tutuyordu. Boştu. Gözlükleri vardı. Pantolonu bok kahverengisiydi. Üstünde sarı bir tişört vardı. Saçları dağınıktı. Pet şişeyi bir aşağı bir yukarı sallamaya başladı. Kafasını sallayan adamla uyum sağlamışlardı. “Gördün mü nasıl zorluyor?” Aylak, Lazarus’a döndü. “Ne oluyor burada?” “O zorluyor… Ama ben ondan değil, ondan sonra gelecek olandan korkuyorum. Karanlıktan korkuyorum. Belki de daha ilk başta uymalıydım. Böyle olmamalıydı. Hissetmemeliydim” İnsandan metronomlar devam ettiler hareketlerine, Aylak bir sigara daha yaktı. Bunu sonuna kadar içecekti. Niye kalkamıyordu? Burada niye duruyordu? Evine gidebilirdi, gazetesini okur, hayatına devam ederdi. Niye oltayı göz göre göre ağzına alıyordu? Lazarus düşüncelerini bozdu. Bağırıyordu. “Evin falan yok senin, kimsenin yok! Gece çöktüğünde hepimiz yok olacağız. Bitti. Nokta. Yoksun oğlum sen yok!” Aylak birileri onu duydu mu diye etrafına bakındı. “Duymadı kimse. Konuşuyoruz hem şurada adam gibi. Duysalar ne olur lan? Zaten yok onlar da! Korkuyor musun yoksa? Ben ölüyorum burada be! Karanlığı bir düşün. O siyahı bir düşün. Şimdi daha güneş var tabi. Sen canlandıramazsın aklında ama biraz uğraş. Siktiğimin güneşini at bir kenara da aklına sok o görüntüyü. Hiçliği düşünebilir misin lan? Hiçliği!” Aylak Lazarus’tan uzağa doğru çekilemiyordu. Kalmıştı oturduğu yerde. Sanki bu durak yaratıldığında oradaydı. Birdi burasıyla o. Sigarayı içebiliyordu sadece. Ritme o da mı uymuştu? Dumanlar mors alfabesinde hangi harflere denk düşüyorlardı? Bir kadın durdu durağın önünde. Yaşlı ve şişman bir teyzeydi. Çiçekli bir eteği vardı. Onu kaldırıp indirmeye başladı. Kafasını sallayan adam, pet şişe, sigara dumanları, etek. Senfoni devam ediyordu. “Şuna bak, sen de gittin işte. Senle konuşabileceğimizi düşünmüştüm. Nereden gözlerimi açtım bu sabah. Niye yahu? O mu istedi gözlerimi açmamı? Al işte, bağlar düştü yere. Gözlerim özgür. Peki niye özgür? Ne yapacağım ben bu özgürlükle? Bitmişim ben, hepimiz bitmişiz. Az biraz zamanımız var. Sonrasında yok ışık falan. Ürperiyorum, çok.” Aylak biraz sıyrıldı. “Ölümden mi korkuyorsun?” “Bu sabah doğdum, ondan korkacak kadar yaşadığımı sanmıyorum.” Yol durmadı, devam etti. Arabalar oyuncak gibiydi. Lazarus konuştu. Gruba yeni birisi daha katılmıştı. Bu adam da sürekli tokat atıyordu yüzüne. Kıpkırmızı olmuştu suratı. “Bu garabet ne?” diye sordu Aylak. “Varlar işte. Sen niye buradasın sanıyorsun? Elindeki gazeteye bir baksana yahu. Bomboş. İçtiğin sigaraya bak, sonsuz. Adın ne senin Aylak? Benim adım ne!” Aylak gerçekten korkuyordu artık. “Karanlık ne zaman gelecek?” diye sordu sessizce. “O ne zaman isterse. Yakındır ama, gelecek” Gökyüzü kararmamıştı bile. Durakta ise sanki zifiri bir karanlık vardı. Hepsi emekliye ayrılmış bir satranç takımı parçasıydı sanki. Yenilmişlerdi, sinirlilerdi, korku doluydular. “Hiç siyah giymezdim zaten” dedi Aylak. “Siyahla alakası yok. Bitmekle alakası var. Boşlukla. Karanlık işte! Bildiğin şu katıksız, sonsuz karanlık. Bunun ışıkla, siyahla alakası yok. Gecenin karanlığı da ışıktır, beyazdır.” “Ama yarın gün tekrar doğacak?” “Doğmayacak, biz olmayacağız. Bir gün olmayacak. Zaten hiç olmadı anlamıyor musun gerizekalı! Sen, ben seni gördüğümde doğdun zaten! Aptal!” Aylak elindeki sigaraya baktı. Ne zaman bunu yakmıştı? “Etrafına bak Aylak. İzle. Dinle. Hisset şunu artık. Orada yahu işte, bize bakıyor.” “Kim?” “O. Gör sadece” Aylak baktı. Uzun süre baktı. Göz göze geldik onla. Lazarus sırıtıyordu. “Gördün mü?” Rahatlamışa benziyordu. Aylak’ın kulağına eğildi. “Aslında bu kadar yakınına gelince korkunç değilmiş” dedi. “Karanlık işte, çok az kaldı, çökecek üstümüze”
Aylak hala durmuş bana bakıyordu. Sessizce sordu. Duyabiliyordum onu. “Ne zaman?”
Gülümsedim. “Şimdi.” “Son” Emirhan Burak Aydın Perşembe, Ocak 07, 2010 Yorum (20)
![]()
BN CN
dedi ki:
|
|||||||
| Aslında bende pek bişi anlamadım. Bunun içinde 2.defa okuyacağım. Okuduğumda diğer yorumumu daha net yazmak istiyorum. Yazım gyet iyi, hata yok. İlk başlarda ''du, dı'' gibi sonları çok kullanmışsın ama sonradan bu problem giderlmiş. Eline sağlık. Dediğim gibi tam yorumumu daha sonra 2.defa okuduğumda yazacağım... |
Lethe ..
dedi ki:
Düşebakan
dedi ki:
Kunio Kun Tachi
dedi ki:
Remziye
dedi ki:
Onur
dedi ki:
Özellikle:
benzetmen çok iyiydi. Yine tarzını konuşturmuş, bizlere farklı bir hikâye sunmayı başarmışsın. Ben çok beğendim, ellerine sağlık. ![]() |
ismet
dedi ki:
John K.
dedi ki:
ozan
dedi ki:
Serdar Cekinmez
dedi ki:
| Cok uzun zamandir neredeyse bir yildir senden bir öykü okumuyordum. Tabii bir yilda inanilmaz bir mesafe katetilmis. Ne mutlu hepimize. Ama zaten son yazdigim yorumu da hatirliyorum, o dönemler de absürd bir konu seçmistin ve ben "Kusturica" benzetmesi yapmistim. Herkesin sevdigi tarz farklidir. Benim sevdigim tarz bu. Filozofik, metaforik, kisa anlatim... Ben öyküden bunu anliyorum. Basarilarinin devamini diliyorum. Bu öykü oldukça güzel olmus. Dergilere de göndermeni tavsiye ederim. Hem de kisa. Yayinlanabilir diye düsünüyorum. Elestiri olarak kabul etme, paylasim olarak kabul et asagida notlarima aldiklarim: eğer yaşıyorsa da anca yaşayan bir ölü olabilirdi. "Anca" nin bu kullanimi var mi bilmiyorum. Normalde ancak. Ama edebiyatta agiz olarak degerlendirilip daha önce kullanildiysa tamam. Degilse ancak olmasi daha dogru olur. Sözlüge bakinca bu konuda tekrar yazarim. Daha sabah ama yahu, nereden çıktı : Devrik anlatimlar, bilhassa uzun yazilarda (Romanlar vs...) çok basa bela olabiliyor. Ünlemle biten bir cümleyse "ama" yi kaldirmak ya da basa almak gerekiyor. Bu yanlis bir kullanim degil. Sadece dost tavsiyesi. Lazarus güldü. Uzun sürdü bu gülme : Bu öyküde çok fazla örnegi yok ama, bunlari tek cümleye indiren bir anlatim daha yakisirdi. Aylak cebinden sigara paketini çıkardı, bir tane yaktı : Cok banal bir cümle gibi gözükebilir. Teknik anlamda bana mükemmel göründü. Bunun ışıkla, siyahla alakası yok : Daha önce zaten fazlasiyla betimlendiginden bu son yazilan fazla kaçmis. Yine de sen bilirsin... Aksama oylamaya yetistirebilir miyim bilmiyorum. Yetisirsem, tam puan ya Ismet'e (çok saglam bir kurgudan yola çikmis o da) ya da sana gidecek (Anlatimindaki basari...) (Gerçi daha okumadiklarim var, onlara saygisizlik olmasin ama aradan süpriz çikmazsa su anki durum itibariyle...) ![]() |
seda
dedi ki:
Salih Burak
dedi ki:
haydar mert
dedi ki:
Düşebakan
dedi ki:
SwordTeam
dedi ki:
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








