| Memur |
| Yazar Emirhan | |||||||||||
|
Memur
Onu kutsayýn, ona acýyýn, ondan korkun lütfen. Dikkat edin, bak orada iþte. Aklý karanlýkta. Masasýnýn arkasýnda duruyor. Elleri gökyüzüne açýlmýþ. Boynuna kadar çekilmiþ kravatýnýn siyahlýðýnda kaybolun, ceketi hemen yanda. Kahverengi. Gözleri kapanmýþ, dua ediyor sanki. Soðuk odada, milyarlarca labirentin ortasýnda, oksijenin gerçekliðinin þüpheli olduðu bu yerde, sandalyesinin üstünde oturuyor. Pencereler kapalý. Memur nefes alýp veriyor hýzlýca. Ses mi çýkýyor aðzýndan? Konuþabiliyor mu o? “Parmak uçlarýmda yýlanlar hissediyorum.” Elleri uyumuþ olmalý. Peki telefon bu konuda ne düþünüyor? Ýþin doðrusu Memur, telefonun umurunda bile deðil. Telefon sadece çalýyor. O kadar. Sesi yankýlanmýyor bile bu odada. Kaynaðýndan kaçtýktan sonra anýnda yutuluyor. “Açmalýyým telefonu deðil mi?” Kendi kendine sorular sormaya alýþtý Memur. Herkesin ona bir þeyler sorduðu bir dünyada o kendisine soru niye soramasýn? Dua eder gibi kaldýrdýðý ellerini masaya indiriyor. Minik bir pat sesi yayýlýyor etrafa ve paramparça oluyor. Telefonu açýyor. Heyecanlý bir ses hemen baþlýyor konuþmaya. Memur ise gözlerini kýrpýp duruyor. Iþýða alýþmamýþlar. “Ne kadar zamandýr gözlerim kapalý?” diye düþünüyor. Telefonun öbür tarafýnda kusar gibi konuþan kiþi susmuyor. Kadýn mý erkek mi o bile belli deðil. “Alo?” diye araya giriyor Memur. Ses gelmiyor telefondan. Hiç çalmamýþ mýydý acaba? Memur gülüyor. “Yok artýk” diye düþünüyor. “Duydum çaldýðýný…” Bu duruma sýkýldýðý yüzünden belli. Suratýnýn ortasýnda bir kara delik büyüyor ve bütün ýþýðý içine çekiyor gibi. Masanýn üstünde duran ellerine bakýyor þimdi. Parmak uçlarýný, týrnaklarýný inceliyor. Ellerinin altýnda bir kaðýt var, sað elinin olduðu tarafta birkaç dosya duruyor. Sol elinin olduðu tarafta ise bir masa lambasý duruyor. Masasýnýn önünde iki tane sandalye var. Duvarlar da resim yok. Griye boyanmýþlar. Memur tam karþýsýnda duran kapýya bakýyor. Ýçi gidiyor bu görüntü karþýsýnda. Ona ulaþmak istiyor. Kapýnýn yanýndaki duvar saati ise kötü kötü bakýyor suratýna. Gözünü ondan kaçýrýp tekrar kapýya bakýyor Memur. “Ne kadar da güzel…” Kapý aniden bir adam doðuruyor. Sinirli birisi bu adam. Kýpkýrmýzý suratý ve burnunun altýnda bekleyen bir býyýðý var. Baðýrmaya baþlýyor. Oda korkudan titriyor. “Bana baksana sen tembel herif!” Memur, zaten ona bakýyor. Adam ise yüksek sesteki tiradýna devam ediyor. Yaptýðý iþe aþýk bir opera sanatçýsý gibi gururlu, bütün sinirini býrakýyor Memur’un yüzünün hemen önüne. O ise sadece oturup dinliyor. Suratýnda hiçbir ifade yok. Oda da sakin sanki þimdi. “Bana hemen o belgeyi bul! Belgeyi bulamazsan da…” Bir süre susuyor. Bir tehdit gelecek belli. Memur içinden saymaya baþlýyor. Altý’da baðýran adam sessizce devam ediyor. “Kendini git kaybet!” Geldiði anilikte gidiyor. Bir belge kayýp. Memur’un caný sýkýlýyor bu duruma. Sandalyesiyle arkaya dönüyor. “Karným aç” diye düþünüyor. Belge. Hangi belgeydi ki bu þimdi? Nasýl bulacaktý onu? “Dýþarý çýkmam gerekebilir..” Yüzü gülümsüyor. Bu binadan, bu odadan dýþarý çýkabileceði gerçeði… Beyninin her kývrýmýnýn içinde milyarlarca gökkuþaðý intihar ediyor sanki, aklý rengarenk bir boya cümbüþüne dönüþüyor. O kadar çok istiyor ki gitmeyi. Hayal ediyor. Saate bir zafer edasýyla bakarak, kapýdan dýþarý çýkýyor bu hayalde. Koridoru geçiyor, birkaç kiþi onu izliyor. Suratlarýnda kýskançlýk var. Aralarýnda konuþuyorlar sinirle. “Biz buradayýz, o nasýl çýkar?!” Memur ise gülümsemiyor bile, yüzünde bir gurur yürüyor koridordan. Ýnsanlar belki de biliyorlar onun belgenin tekini kaybettiðini. Bu yüzden onu bu kadar kýskanýyorlar belki de.. Bu binada hata yapmak kadar imkansýz baþka bir þey yoktur çünkü. Bir de dýþarý çýkmak belki. Ýkisinin baðlantýlý olduðunu düþünüyor ilk defa Memur. “Hata yaparsan, binadan da çýkabilirsin.” Sonra asansöre biniyor. Asansör de hayal tabi ki. Memur hatýrlamýyor odanýn dýþýnýn nasýl olduðunu. Sadece tahmin yürütüyor. Hem hayal bu yahu? Kim karýþabilir! Asansör de yanýnda bir kadýn var. Kadýn ona bakýyor gözlerinin ucuyla. Anlýyor. Kesinlikle anlýyor onun dýþarý gideceðini. Memur hiç ona bakmýyor bile. Kadýn aðzýný açýp bir þey soracak gibi oluyor. Kokusu bile burnunda neredeyse… Toplanmýþ saçlarý, vücuduna oturan tek parça elbisesi, ciddi bakýþý, hepsi gerçek gibi. Bir hayal bu kadar gerçeðe benzeyebilir mi? Belki de þu an hayal kurmuyordur, gerçekten odanýn dýþýndadýr. Gülüyor. Tabi ki hayal bunlar. Ama olmayacak hayaller deðil. Bu odadan gerçekten çýkabilir. Çünkü bir bahanesi var artýk. “Belge kayýp” Bahanesini dini yapýyor Memur, adeta belge bir tanrý, o da peygamber tanrýsýný arayan! “Hadi bakalým…” Ayaða kalkýyor. Sandalye aðlamaya baþlýyor, masa gelecekten korkar hale geliyor, duvarlar irkiliyor. Memur bu odadan çýkacak. Hayal falan deðil, gerçekten çýkacak. Ayakta durmak. Bu hissi özlediðini fark ediyor Memur. Ayaklarýna bakýyor. Çok uzak geliyorlar ona. “Orada duruyorlar öylece” Yürümeye baþlýyor. Ayak sesleri yok gibi. Alýþamadý ya da daha. Belki de koridorda duyacak onlarý. Kapýya doðru geliyor. Saat nedense yenilmiþ gözükmüyor. Gözleri üstünde Memur’un. Gülümsüyor hatta sanki. “Bakma bana öyle…” diyor Memur farkýnda olmadan. Saat ise ukala bir þekilde cevap veriyor ona. “Kafanýn zirve noktasýndan, minik ayak parmaðýna kadar her yerindeyim Memur. Benden kaçmak mý istiyorsun? Bu imkansýz hayatým…” Memur rahatsýz. “Bu kadar kendi kendime konuþmam yeter” diye düþünüyor. Saate son kez bakýyor. Normal bir saat iþte. Kapýdan çýkýyor. Yelkovan hareket ediyor. Tik. Koridor sessiz. Kapýlar sonsuz. Birkaç kiþi dolanýyor sadece dýþarýda. Bazýlarý ellerinde sigaralarý, düþünceli düþünceli yürüyorlar. Hepsi ölümün gerçek olduðunu yeni öðrenmiþ çocuklar gibi yorgun suratlara sahip. O da yürümeye baþlýyor. Bazý kapýlar aralýk. Ýnsanlarý görüyor. Kimsenin ona baktýðý yok. Memur da zaten kendisini odada hissettiði kadar nedense iyi hissetmiyor. Hayal ettiði gibi bir gurur da yok üstünde. Ýçinden “Hep saatin ukalalýðý yüzünden” diye geçiriyor. Oysa saat konuþmamýþtý ki. “Belki de hayal etmemeliydim hiç dýþarý çýkmayý, sadece kapýyý geçip adýmýmý atmalýydým buraya. Hayal iyi bir þey deðil ki.” Sigara dumaný içinde yürüyen bu insanlara çarpmadan yürümeye baþlýyor Memur. Ne olursa olsun dýþarý çýkacaktý. Belge önemli deðildi ama, bu binadan çýkmak her þeydi. Derken o geliyor yanýna. Üstü baþý daðýnýk bir adam. Bir þeyler demeye çalýþýyor. “Eebegeblalbe.” Anlamaya çalýþýyor Memur. Çözülecek gibi deðil oysa karþýsýndakinin sözleri. Ayrýca kokuyor bu adam. Bok, sidik, kusmuk kokuyor. Üstünde beyaz bulutlarýn olduðu bir kravat takan baþka bir memur yaklaþýyor yanlarýna. “Odadan çýktýðýna göre, bu görüntülere alýþman gerek…” Memur ona bakýyor. Bay Bulutlu Kravat devam ediyor. “Her þey dýþarýda daha gariptir..” Memur tek kelime etmiyor. Kafasý iyice karýþtý onun. Ellerinden belli. Parmak uçlarýnda yýlan taþýdýðý o eller. Gülüyor Memur. “Evet, biraz garip burasý.” Kravattaki bulutlar hareket ediyorlar. Memur uzaklaþýyor onlarýn yanýndan. Neden bir pencere yok bu aptal binada? Duvarlarýn tamamen gri olmasa daha iyi olmaz mýydý yani? Herkes böyle mutsuz iþte. Hem o deli nasýl olur da dolaþabilir böyle elini kolunu sallaya sallaya! Bir güvenlik sistemi yok mu burasýnýn? Aklýnda binlerce düþünce birbiriyle kavga halinde sarmaþ dolaþ kahkaha atýyor. Koridor ise bitecek gibi gözükmüyor. Memur yorulmaya baþladýðýný hissettiðinde aklýna odasýndaki saati geliyor. Þimdi nasýl da mutludur o þeytani zaman makinesi! Kapýlardan birisi de tam o sýrada açýlýyor iþte. Ýçeriden alevler içinde bir adam çýkýyor. Gayet sakin. Evrenin normal kurallarý içinde yaþýyor sanki. Oysa yanýyor o. Memur duraklýyor. Yanan bir adamý görünce herkes böyle yapar deðil mi? Yanan adam konuþmaya baþlýyor. Sözleri karþýsýndaki insanýn içini ýsýtýyor nedense. “Belki de yandýðýndan ýsýnýyorsundur” diye düþünüyor Memur. “Sigarayý tam beþ yýl önce býraktým” diyor Yanan Adam. “O kadar mutluyum ki. Hayatýmda her þey tam istediðim gibi gidiyor. Daha taze yaþýyorum. Ýþime çok daha iyi verebiliyorum kendimi…” Memur’un ise suratýnda korku ifadesi var. “Ama yanýyorsunuz?” Yanan Adam ise alýnýyor bu sözden sanki. “Bu yaptýðýnýz çok terbiyesizce bir davranýþtý. Karþýnýzdakinin her özrüyle dalga mý geçersiniz siz? Çok üzücü…” Odasýna giriyor. Memur absürd bir suçluluk içinde. Gömleðinin ilk düðmesini açýyor Nefes almak istiyor. Oysa bu koridor onu gittikçe boðmaya baþladý. Asansörleri de bulamadý daha. Belki de asansör yok, belki sonsuza kadar giden katlar var sadece ve hiçbir baðlantý yok aralarýnda… “Asansörleri mi arýyorsun?” diye soruyor yuvarlak gözlüklü dazlak bir adam. “Evet” Adam kapýsýnýn önündeki sandalyeye oturuyor sonra. Elinde sigara var. Bu koridorda herkes bir þey bekliyor ve herkes neredeyse sigara içiyor. “Aþaðýya inmeye bu kadar hevesli olan baþka birisini görmemiþtim” Memur gülümsüyor mu boðuluyor mu belli deðil. Karýþtýrýyor duygularý zihni. Ruhu yorgun onun. Burada neden yürüyor? Neden kendisini bu kadar kötü hissediyor? Yuvarlak gözlüklü, kel adam ona bakýyor. Gözleri Memur’un beyninin derinliklerinde dolanýyor sanki. “Neden?” “Bilmiyorum” diyor Memur. “Hiçbir þey doðru gibi deðil. Bütün gün o odada oturuyorum. Sadece oturuyorum. Bazý kaðýtlar geçiyor önümden, bir þeyler yazýyorum. Kendi cümlelerim deðil bunlar. Ellerim sadece mahkum o kelimelere. Saat karþýmda durup benle dalga geçiyor. Duvarlar çok gri. Hiçbir þey net deðil burada. Duman, renkler, insanlar, dedikleri… Anlayamýyorum. Hiçbir þeyi anlamýyorum ben! Sadece… Sadece bir kere bile olsa kendimle ilgili o netlik duygusunu, o berraklýðý, o kabulleniþ hissini yaþamak isterdim…” Adam gözlerini kapatýyor kýsa bir süreliðine. “Kendini sevebilmek isterdin…” Yere çöküyor Memur. Koridorda, adam sandalyesinde otururken, o yerde baðdaþ kuruyor. Adamýn elindeki sigaranýn dumaný yükseliyor.. Hiçbir yerde pencere yok ki. Nasýl nefes alabiliyorlar burada? “Çok soru var, hiç cevabým yok. Hayýr bazen kýzýyorum da kendime… Neden böyleyim? Kaðýt üstünde hiçbir sorunum olmamasý gerek benim. Normal bir hayatým var, yaþýyorum iþte. Kim bilir daha kimler vardýr benden kötü durumda olan? Ama niye böyle? Niye mutsuzken bile bu halimden suçluluk duyuyorum? Cevabýn var mý bunlara!” Gözlerini açýyor adam. Tekrardan bakýyor dünyaya. Sigarasýnýn külü düþüyor. “Beklemekten yorulmuþsun…” “Yoruldum” diyor Memur. “Ve sinirliyim. Çok sinirliyim… Büyük bir insan olmadýðýmý anladým, büyük bir yeteneðim olmadýðýný anladým! Vasat olduðunu anlamak kadar korkunç bir þey yok biliyor musun? Oysa ben… Ben “özel” olabilmek isterdim. Hani vardýr ya bazýlarý.. Bir ýþýk vardýr o insanlarda. Kýskanýrsýn cümlelerini, duruþlarýný, yaþayýþlarýný… Farklýdýrlar onlar. Gözlerinin içinde baþka bir bakýþ vardýr. Parmak uçlarýnda hayvanat bahçeleri yetiþtirir onlar.. Oysa ben sadece o sinsi yýlanlarý hissediyorum. Sanki yukarý doðru çýkýp, boðacaklar bileklerimi… Yaþamýmý yutacaklar, derilerinde bir desen olacaðým en sonunda… Öylesine, belki sonrasýnda atýlýp deðiþecek bir deride desen. Milyonlarcasý içinde hiçbir yere deðmeden kendi kendine dönen bir çark. Körler evindeki karanlýk. Etkisiz eleman. Ben iþte…” Susuyorlar þimdi. Oysa konuþmalýlar. O kadar çok kelime týkanmýþ ki boðazlarýnda, nefes alamýyor onlar. “Gidebilecek misin?” “Ýstiyorum” Yuvarlak gözlüklü, kel adam, ayaða kalkýyor. Sigarasýný yere atýp üstüne basýyor. Sandalyesini odasýna götürüyor. Kapýyý kapatmadan önce son kez Memur’a bakýyor. “Yanlýþ yöne yürümüþsün… Buradan geriye doðru devam et. Asansörleri göreceksin. Hiçbir umut taþýma kafatasýnýn içinde. Sadece yürü. Göreceksin..”
Ne yapmasý gerektiðini öðrenen bir öðrenci oldu þimdi iþte Memur. O yüzden yürüyor bu koridorda. Geldiði yollarý geçiyor, kendi odasýný görüyor. Kapýsý kapalý. Devam ediyor yine de yoluna. Bir kere daha görüyor konuþamayan o adamý. Bu sefer hiç dikkat etmeden ona, sadece yürüyor. “Hiç rüya görür müsün?” diye soruyor bir süre sonra yanýna gelen yelekli bir adam. “Görürüm tabi” diyor Memur. Adam gülüyor. Kahkahalar atýyor. Durmuyor bir türlü. “Neye gülüyorsun böyle yahu!” diye baðýrýyor Memur. Adam aniden ciddileþiyor. Elini Memur’un omzuna koyuyor. “Sana rüyamý anlatayým mý?” Anlatýyor : “Odamda uyuyakalmýþým rüyamda, önümde bir rapor var. Kayýp bir belgeden bahsediyor rapor. Hiçbir þekilde umursamýyorum. Ýmzayý basýp onaylýyorum kayýplýðýný belgenin. Sonra oturuyorum. Saatlerce hiçbir þey yapmadan. Bir anda dýþarý çýkmak istiyorum. Öyle aniden yerleþiyor içime bu his. Çýkýyorum odadan dolaþýyorum koridorda. Sonra birisini görüyorum. Yürüyor. Etrafýna bakýyor, ama gözleri hayalet gibi. Nesnelerin, olaylarýn içinden geçiyor, dokunamýyor onlara. Yanýna gidiyorum. Beni fark etmiyor bile. “Hiç rüya görür müsün?” diye soruyorum ona. Bir an irkiliyor ve oldukça ciddi bir ses tonuyla “Görürüm tabi” diyor. Bu bende bir önceden yaþanmýþlýk hissi yaratýyor nedense… Gülmeye baþlýyorum. Deli gibi ama. Gözlerimden yaþ gelecek neredeyse… Oysa neyin komik olduðunun bile farkýnda deðilim… Sonra bana “Neye gülüyorsun böyle yahu!” diye baðýrýyor. O zaman duruyorum. Komik deðil aslýnda. Hiçbir þey komik deðil. Tam tersi belki de. Acýnasý bütün bunlar… Üstüme sorular düþüyor yaðmur gibi, tenimin üstüne yapýþýyorlar. Elimi omzuna koyuyorum… “Sana rüyamý anlatayým mý?” diye soruyorum. Sonra anlatmaya baþlýyorum. Odamda uyuyakaldýðýmý, önümde kayýp bir belgeyle ilgili bir rapor olduðunu söylüyorum…Sonra ise tam rüyamý anlatmaya devam edecekken lafýmý kesi…” Araya giriyor Memur burada. Ayný anda konuþuyorlar Rüyabaz adam ile. “Ne dediðinin farkýnda mýsýn sen?” “Ne dediðinin farkýnda mýsýn sen?” Adam tekrar gülmeye baþlýyor. “Ne garip deðil mi?” diyor. “Ne dediðimin farkýnda olup olmadýðýný soruyorsun… Sonra da uyanýyorum..”
Memur karþýsýndaki adama bakýyor. Gözleri kapalý. Sabit. Sadece duruyor olduðu yerde. Onu sarsmýyor, dokunmuyor bile. Bir heykel gibi býrakýyor olduðu yerde. “Asansörü bulmalýyým” diye düþünüyor. “Belge’yi bulmalýsýn!” diyor uzaktan bir ses. “Belki de belge yoktur..” diyor kapýlar ardýndan baþka biri. “Onunla oynuyorlar mý ki sizce?” diye fýsýldýyor bir kadýn sesi. Gülüþüyorlar. Ayný anda, yankýlanýyor sesleri. Memur duyuyor onlarý. “Susun!” diye baðýrýyor. Oysa onlar zaten susuyor þimdi. Memur ise korkuyor. Koþmaya baþlýyor koridorda, etrafýndaki kapýlarýn görüntüsü silikleþene kadar koþuyor. Hýzlandýkça hýzlanýyor. Çarpýyor insanlara, üstündeki elbiseleri parçalayana kadar koþuyor… Görüntü bulanýklaþýyor iyice, ama sürat var. Hissetmiyor hiçbir þeyi. Ayakkabýlarýnýn seslerini duyabiliyor. “Ne harika bir ses bu…” diye düþünüyor. Mutlu oluyor. Asansörleri bulacak. Koþtukça koþuyor. Düþtüðünde bu yüzden ilk defa acýyý hissediyor Memur. En azýndan fiziksel acýyý. Ýlk defa kaný tadacak aðzýnda. Kýrmýzýyý görecek ilk defa. “Hey çocuk! Ýyi misin sen bakalým?” diyerek yanýna çöküyor bir tane yaþlý adam. Mavi tulumlu olduðuna göre bir temizlikçi o. Memur temizlikçilerden korkuyor, o yüzden geriye çekiliyor. Onlar esrarengiz ve korkunç insanlardýr. Haklarýnda duyduðu o korkunç hikayeler hala aklýnda. Kim anlatmýþtý sahi bunlarý?
Mesela bir gün Temizlikçi, suda boðmuþtu sýrf üstü kirli diye birisini. Bir tanesi de bileklerini kesip, her yere kan daðýldýðý için aðlaya aðlaya dolaþmýþtý kaç gün koridorlarda. O kanýn deðdiði yerlerde yanýk izleri kalmýþ diyordu anlatanlar… Anlatanlar vardý tabi. Konuþurlardý sürekli. Ciddi konularýn arasýnda küçük kelimeler eklerlerdi. Sanki dev bir cümle vardý ortada, herkes kendi payýný söylüyordu. Sonra dinleyen kelimeleri birleþtiriyor ve konuyu anlýyordu. Bulmacanýn içinde, siyah boþluklarda bekliyordu Memur, ve kulaðýný çevresindeki beyaz boþluklara dayamýþ, dinliyordu iþte.
Ancak bu temizlikçi iyi birisine benziyor. Mavi renk de güzel bir renktir hem. Ayaða kalkýyor Memur. Kravatý bozulmuþ, onu düzeltiyor, ceketini hatýrlýyor o anda, odasýnda unutmuþtu. Ceketini özlüyor. Kahverengi ceketi. “Al bakalým, ceketini geçen gün bulmuþtum ben de..” diyor adam. Þaþýrýyor Memur. “Teþekkürler..” Birbirlerine bakýyorlar. Sonra Memur soruyor “Asansörler ne tarafta acaba?” Temizlikçinin gözleri buðulanýyor. Bir hüzün çöküyor iþte üstüne. “Hiç diðer katlara gittin mi?” diye soruyor. Memur boþ bir yüz ifadesiyle bakýyor ona. Adam gülüyor. “Tabi ki gitmedin… Gitsen istemezdin ki bir daha gitmeyi…” Memur bu cümleye sinirleniyor. “Ne demek istiyorsun sen be adam! Ýþim gücüm var benim.” Adam bunu zaten biliyormuþ gibi kafasýný sallýyor. “Bir keresinde diðer katlardan birisinde beþ dakika durmuþtum. Yanlýþlýkla asansöre girmiþtim o gün. Belki de meraktandý, bilmiyorum. Ama asansöre bindiðim an piþman olmuþtum. Asansör aþaðýya doðru inmeye baþlamýþtý, bir an durdu. Kapýlar açýldý, gözlerimi kapadým. Sanki görürsem orayý kötü þeyler olacak gibiydi. Kapýlar tekrar kapandý ve asansöre geri hareket etmeye baþladý. “Eski kata dönüyor!” diye sevindim…” Memur sordu. “Eee?” “Dönmüyormuþ, buradayým iþte… Belki de ilk gözlerimi kapadýðým zaman kendi katýmdaydým…” Yaþlý adam aðlamaya baþlaýyor. Memur bu konuþmadan rahatsýz oldu zaten olacaðý kadar. Adamý omuzlarýndan sarsýyor ve soruyor tekrar. “Asansörler nerede?!” “Burada!” diye baðýrýyor uzaktan birisi. Býrakýyor Temizlikçi’yi Memur. Çeviriyor bakýþlarýný sese doðru. Bir adam, vücudunun yarýsý koridorda, yarýsý asansörün içinde duruyor. “Gelecek misin birader!” diye baðýrýyor adam bu sefer. Temizlikçi Memur’un koluna yapýþýyor. “Yapma, bir seçimin var bak. Gitmeye çalýþma!” Memur çekip kurtarýyor kendisini. Cevap bile vermiyor. Aklýnda her þey net. “Benim için burada hiç bir þey kalmadý artýk” diyor. Belge’yi bulacak, neresiyse oraya verecek sonra da kaçýp gidecek buradan. “Hatta banane belgeden yahu!” diyor kendi kendine. Bir taraftan da koþuyor. Yine de belgeyi bulmasý gerekmiþ gibi hissediyor. Odasýndaki saatin akrebi oynuyor o gittikten sonra kim bilir kaç kere. Asansörün karþýsýna geliyor Memur. Az önce ona seslenen adam içeri giriyor. Kapý kapanacak az sonra. Þimdi içeride Memur. Asansör hareketleniyor. Metal duvarlarda ayna yok, müzik yok. Üzerindeki sayýlarýn, yazýlarýn silindiði düðmeler var, kötü bir koku var. Dört kiþiler asansörün içinde. Bir tanesi Memur’a seslenen adam. Kimsin sen? “Benim bir iþim var. Bekliyorum. Ya da nasýl diyelim? Bekliyordum. Bugün istifa etmek istedim. Kýrk altý yýldýr, bir telefonun baþýnda bekledim, durdum. Görevim buydu. Çalacaktý. Telefoncu diyebilirsiniz bana. Nefret ediyorum ama diyecek baþka ne var ki? Kendi kendime bu duruma girdim ben, kimse zorlamadý. Sadece bekledim. Amir gelmiþti. Karþýmda duruyordu. Bana bir amaç verdi. Bu sistemde önemli bir noktaydým ben. Biliyor musunuz önemli olmamanýn yarattýðý o duyguyu? Amaçsýzlýðý! En korkuncu budur. Bu hayatta neye tekamül ettiðini bilmemek… Sadece, bildiðin üzücü.” Bir diðeri ise üstünde yaðmurluðu olan birisi. Suratýnda nedense sinsi bir bakýþ var. Onun yanýnda duran sarýþýn adam, bu bakýþý görüyor. Düþünüyor. Yaðmurluklu’nun. tekin olmadýðýný anlýyor. Niye tekil deðil ki? “Dýþarýdan geliyor çünkü. Bu o kadar belli ki. Biliyorum, burada yýllardan beri çalýþýyorum. Bu adam kesinlikle dýþarýdan geliyor. Hem niye gidiyor ki yukarýya? Tabi ki bu adam üst düzey pisliklerden. Biliyorum bunu. Üstünde yaðmurluk var yahu! Kim giyer burada yaðmurluk. Of suratýna bir yumruk atsam ne mutlu olurdum biliyor musun? Çok güzel olurdu. O zaman bu rezil yere daha fazla dayanabilirdim belki. Asansörlerden nefret ediyorum… Bu binadan ise iðreniyorum… Bana Z. diyebilirsiniz. Her þeyin sonuna geldim çünkü. Dibe vurdum. Öleceðim bugün. Yeni öðrendim. Yan ofisteki arkadaþ öðrenmiþ. Anlatmýþlar ona Anlatanlar. O yüzden bu saçma asansördeyim. Ölüm gelmez buraya gibi geliyor bana. Hiç ceset gördünüz mü? Bir kere gördüm ben. Arkadaþým…” Telefoncu Memur’a bakarken, iþini anlamaya çalýþýyor. O neyi bekliyordu acaba? Onun iþi yoksa daha mý gerçekti? Belki de cidden önemli birisi bu adam. Ama hayýr. Þu yüzdeki bakýþa baksana… Bildiðin yenilgi bu. O kadar. Düþünüyor kendi yenilgisini Telefoncu böylece. “Beklemek… Saçma. Hiç gelmeyecek bir telefon. O kadar. Ne kadar rezalet deðil mi? Saçma bu. Yýllarýmý harcadým yahu, o kötü sandalyede oturdum. Kötü çaylar içtim, berbat espriler dinledim, Anlatýcýlar’ýn rezil hikayelerini dinledim. Neden? Niye bu saçma binada kaldým bu kadar yýl boyunca? Olmayacak bir telefon konuþmasý için.” Memur susuyor. Ýçeridekilerden birilerinin konuþacaðýna inanýyordu aslýnda. Kötü, vasat, gereksiz bir konuþma olacak gibi geliyordu ona. Oysa sadece sessizlik var burada. Hiç kimse konuþmaya cesaret edemiyor sanki. “Yaðmurluklu hariç” diye düþünüyor. “O adam sadece deðer vermediði için konuþmuyor kimseyle.” Rahatsýz hissetmiyor. Tam olmasý gereken yerde olduðunu biliyor Memur. Burada, nereye gittiðini düþünmeden bekleyecek ve asansörün kapýsý ilk açýldýðýnda inecek. O kadar. Belge’yi arayacak. Buralarda bir yerlerde olmalý. Nerede olacak baþka? “Bu binada bir taraflara sýkýþmýþtýr kesin.” Sonra da istifasýný verecek, ya da gerekmeden kovulacak. O zaman ise… “Özgürlük” diyor çok sessiz bir þekilde. Utanýyor, etrafýna bakýyor. Herkes olduðu gibi duruyor. “Duymadýlar” diye düþünüyor. “Duymadýlar…” “Duydum” diye düþünüyor Z. “Ben her þeyi duyarým… Seni çaylak. Ölümü bile duydum da kurtardým paçamý akýllý! Seni mi duymayacaðým? Komik. Bir de sisteme bak lütfen, onu da duydum. Anlatýcýlar her þeyi anlatýlar bana. Bekletiyorlar, yýllarca, bir adam duruyor öylece olduðu yerde. Bir telefonun karþýsýnda. Sadece. Ýþi bu yahu adamýn! Sonra arýyorlar onu. “Þu þu numarayý lütfen arayýn ve karþýdaki kiþiye hayatýnýn bittiðini belirtin” diyorlar. Bu kadar. Nokta. Bu kadar aptalca ve saygýsýzca bir þey olabilir mi? Sonra da ölüyorsun iþte…” Yaðmurluklu ise gülümsüyor… “Aslýnda öyle deðil o uygulama… Bir adamý bekletirsin, adam yýllarca durur. Bir oyundur bu, bir iddia. Adamýn ne kadar süre bekleyeceði üstüne bahis yaparsýn. Adam bekler bekler, sonra bir gün o telefonun baþýndan kalkar. Tabi oyunun iyi sürmesi için hemen pes edecek adamlar seçilmez. En az on beþ yýl dayanacak tipler buluruz. Sonra bu adam telefonun baþýndan kalkar, kaçar yani. Ne kadar komik deðil mi? Gerizekalýnýn teki bilmem kaç yýl bekler o telefonun çalacaðýný, sonra da bir gün kalkar gider. Biz de o bu arkadaþýn kalkýp gideceði gün Anlatýcýlar’ý gaza getiririz ve yýllar önce seçtiðimiz kurbana öleceðini söyleriz. Aranacaðýný ve hayatýnýn bittiðinin söyleneceðini anlatýr bu Anlatýcýlar. Alakasý yok aslýnda sadece kurbaný korkutup harekete geçirmek içindir bu. Asansör’de hem Bekleyen ile hem de Kurban ile bahsi kazanan buluþur sonra iþte. Ben bildim. Kýrk iki dedim. Kýrk iki yýl sonra bu adam iþini býrakacak ve Z.’yi öldürmeye gideceðim. Bekledim. Þanslý birisi deðilimdir. Bu ilk kazandýðým iddia. Ýlk defa Azrail olacaðým. Geçen yýl bir arkadaþým ardý ardýna üç kere Azrail’lik yapma hakký kazandý. Þanslýydý ama bana bu da yeter. Bu da güzel… Bir tane olsun öldüreceðim kiþi. Yeterli benim için… Bundan sonra kazansam bile gitmem herhalde. Özel kalsýn. Bugün.” Asansör sonunda duruyor ve kapýlar açýlýyor. Memur son kez içeridekilere bakýyor; [Telefoncu iþini býraktýðý için özgür, Z. ölümden kaçabildiði için mutlu, Yaðmurluklu Adam ise, Azrail olacaðý için canlý hissediyordu kendisini], sonra da asansörü terk ediyor.
Danýþma’nýn karþýsýnda duruyor þimdi. Burasý ilk kat mý acaba? Giriþ katýna mý geldi? Etrafta bir kapý vesaire de görmüyor sadece dört tane koridorun tam ortasýnda duran bu danýþma masasý var. Soruyor. “Kaçýncý kattayýz acaba? Giriþ katý mý burasý?” Masanýn ardýnda oturan yaþlý kadýn yorgun gözlerle ona bakýyor. “Etrafýna bak, burasý giriþ katýna benziyor mu?” Memur bu karþýlýk yüzünden biraz utanýyor ama yine de sorularýna devam ediyor. “Ben arþivi arýyordum…” Kadýn saðýndaki koridoru gösteriyor. Konuþmuyor, tek kelime etmiyor. Memur da bir þey demeden o tarafa doðru yürümeye baþlýyor. Sonra dönüyor bir þey diyecek gibi oluyor ama kadýn ondan önce davranýyor. “Giriþ katýna ineceksen, çýktýðýn asansöre geri dön..” Memur bunu er ya da geç yapacak. Þu belge konusunu baþýndan bir atsýn. “Niye taktým ki buna bu kadar? Sonuçta gitmeyecek miyim buradan? Ne gerek var belgeyi bulmama…” Alýþkanlýklarý belki de kolay kolay yok olmuyor insanýn. Ayrýca merak var nedense içinde. O belgede önemli bir þeyler olduðunu hissediyor. Ama bu bina’nýn ona iþini yapmasý için yansýttýðý bir his de olabilir tabi. Kafasý karýþýyor iyice Memur’un. Karnýnýn acýktýðýný hissediyor. O sýrada koridorda yerlerde yatan o insanlarý görüyor. Yaþlý adamlar, çocuklarýný emziren kadýnlar var burada. Sakat bir adam geçiyor karþýsýna Memur’un… “Açýz..” Memur anlamýyor. Ne iþi var bu insanlarýn burada? O sýrada kolundan çekiyor bir baþkasý. Bu yukarýda gördüðü üstü baþý daðýnýk adam. Buraya ne zaman inmiþ? “Gebelebebelele” diyor. Çekiyor kendini daha önce yaptýðý gibi Memur. Yürüyor bu zavallý insanlarýn arasýndan hýzlý hýzlý. Yüzlerine bakmýyor ama duvarlar da pis, tavan ise uzak. Yer çekimi duygusunu kaybeder gibi oluyor ilerledikçe. Ýnsanlar da zaten azalýyor gittikçe. Sonunda bir meydana geliyor Memur. Ayaklarý yerden yükseliyor. Büyük bir kubbenin altýnda, sonsuz sayýda dosya var burada. Baðýrýyor. “Arþiv burasý mý acaba?! Sesi havada çok ileri gitmiyor. Hava yok gibi zaten burada. Memur uykusunun geldiðini fark ediyor. Dosya raflarýndan birisine yanaþýyor, karýþtýrmaya baþlýyor körlemesine. O sýrada durduruluyor üç dört kiþi tarafýndan. “Aradýðýn þey burada olsa, seni onu araman için yollamazlardý deðil mi?” diyor býyýklý bir adam. Yere indiklerinde, nefes almaya baþlýyor Memur. Sonra siyah saçlý, býyýklý bu adama teþekkür ediyor. “Peki nerede bulacaðým?” Adam omuz silkiyor. “Benim sorunum deðil, o senin iþin…”
Kendisini dört koridorun birleþtiði o kesiþme noktasýnda bulduðunda danýþma masasýndaki kadýna bakmadan giriyor koridorlardan birisine. Duvarlarý sýrýlsýklam burasýnýn. Baðýrýþlar var içeride. Bir kadýn “Ýmdat!” diye haykýrýyor. Memur sakin sakin yürüyor. Artýk acelesi yok. Üstünde garip bir ruh hali var. Rüyadaymýþ gibi. Sonunda kadýný görüyor, bir gölün içinde. “Bir binanýn içinde göl olabilir mi?” Bu soruya cevap aramýyor ve suya atlýyor. Kadýný çekiyor kýyýya. Bir kadýnla bu kadar yakýn olmamýþtý hiç. Þimdi ikisi sarmaþ dolaþ gölün kýyýsýnda duruyorlardý öylece. “Ýyi misiniz?” diye soruyor Memur. Kadýn baþýný sallýyor. “Hayatýmý kurtarmamalýydýnýz. Ölmeliydim ben..” Memur’un yine aklý karýþýyor. Aslýnda onun zihninin tamamen net olmasý gibi bir þans yok. Her zaman kaybolmuþ ve yenilmiþ hissedecek kendisini. Her zaman köþeye sýkýþmýþ olacak, hiçbir zaman kurtaramayacak kendisini, kendi kurduðu tuzaktan. “Neden böyle bir þey diyorsunuz?” Kadýn gülüyor ve ayaða kalkýyor. Memur devam ediyor sözlerine. “Hem o zaman niye “Ýmdat!” diye baðýrýyordunuz?” “Haklýsýnýz” diyor Kadýn. “Korktum. Ýþte asýl bu yüzden ölmeliyim. Hak etmiyorum yaþamayý. Bir yerim yok bu dünyada, bir etkim yok hiçbir þeye. Yok olup gitmeliyim ama onu yapacak da cesaretim yok. Kendi isteðimle koynuna girdiðim ölümden, korkarak yardým dileniyorum. Deðersizliðin dibine kadar batmýþým…” Gözleri mavi, simsiyah saçlarý sýrýlsýklam, üstündeki tek parça siyah elbisesiyle o kadar güzel ki bu kadýn. O an onu öldürüp saklamak istiyor Memur. Ýçinde, bu kadar çok vahþet ve sevgi ayný anda ilk defa hissediyor, farkýnda. Damarlarýnýn içinin katýlaþýyor, içi þehvet doluyor. “Deðersiz deðilsin. Beni etkilemeyi baþardýn. Ayný durumda kayýptým ben. Ben seni deðil, belki de sen beni kurtardýn az önce.” Kadýn ise kahkahalarla gülüyor. “Bizim için kurtuluþ yok anlýyor musun?” Ve bedeni minicik parçalara daðýlmaya baþlýyor. Bir anda toz parçalarý içinde kalýyor Memur. Az önce olaný zihni algýlayamýyor. Çýðlýk atýyor zoraki bir dehþet duygusuyla. Sesi sýrýlsýklam duvarlara çarpýyor ve geri dönüyor. Üstündeki panik teninden içeriye sýzýyor. Geriye döndüðünde, baþka bir koridorda baþka bir odada buluyor kendisini. Daðýnýk bir yatak ve bir bebek var. Aðlýyor. “Babasýyým” diyor yanýna gelen bir adam. Yüzü kýrýþýklarla dolu. Sesi hýrýltýlý. “Annesi kaçtý gitti, tek baþýnayým artýk. Yalnýzlýðý bilir misin? Ýnsaný tanrý olmaya zorlayan o tekliði yaþadýn mý hiç? Ben her rezil günde, bu betonlarýn içinde, sürekli aðlayan bu çocukla o hissi sonuna kadar yaþýyorum iþte!” Bir sessizlik oluyor. “Onu öldüreceðim sanýrým” diyor adam. Memur kaçýyor. “Belge nerede?” tek düþünce aklýndaki. Baþka bir þey düþünürse delireceðinden korkuyor. Onun gerçekliðe tutunmasý sadece bu görev sayesinde mümkün. Korkuyor çünkü. Bu bir ilk onun için. Asansör gelmiyor. “Merdiven niye yok burada!” diye baðýrýyor Memur. “Ama var…” diyor danýþmadaki kadýn. “Çoðu kiþi bilmez ama var, asansörün hemen yanýnda, duvarý ittir, acil merdivenlerine varýrsýn, oradan gidebilirsin.” Merdivenleri buluyor Memur ve yürümeye baþlýyor. Aþaðýya doðru. Kurtulacak buradan. Belge’yi bulacak ve kurtaracak. Belge çýkýþ yolunu gösteriyor. Buna inanýyor artýk. O yüzden amiri zaten o kadar sinirlenmiþti. Týrabzanlara tutunarak iniyor, parmak uçlarýnda binlerce his birbirini boðazlýyor. Yýlanlar geliyor aklýna yine. “Çok korkuyorum Hocam” diyor. Hoca bir adam. Resmi vardýr bazý yüksek mevkii yöneticilerin odalarýnda. Sinirli bir þekilde bakar, simsiyahtýr gözleri, sakalý yoktur, yüzü yara doludur. Yine de yardým isterler ondan bütün çalýþanlar. Saygý duyarlar. Belki gerçekte yaþamýyordur bile bu adam. Yine rivayetler vardýr. Anlatýcýlar Hoca ile ilgili çok öykü anlatýrlar. Onun binanýn kuruluþunda bizzat bulunduðunu ve tam on bin tane at öldürerek buranýn temelini attýðýný söylerler. At kanýyla bulanmýþ bir zeminin üstünde yükseldiðinden Asil’dir þirketin adý zaten. Hoca büyük bir adamdýr. Bir baþka rivayet de bir gün baþka bir Memur’un kýlýðýnda binaya gelip, teftiþe çýkacaðýdýr. Hatta bazýlarý bunun her yýl iki üç kere olduðunu bile düþünür. O yüzden gelen her çaylaða iyi davranýlýr burada. Her yeni memur alýmýnda, iþler daha düzenli yürür binada. Düzen neyse tabi ki. Memur artýk sistemin, iþinin ne iþe yaradýðýný anlayacak durumda deðil. O sadece yürüyor. Merdivenlerde, mezar taþlarý var. Ceset kokuyor burasý zaten. Bazý zamanlarda ayaklarýna kemikler dolanýyor. Yürüyor Memur. Odasýndan çok uzakta, gerçeklikliðinin sýnýrlarýný aþmýþ bir adam olarak kaçýyor adeta. Kaçýyorsanýz ise, mutlaka bir kovalayan olacaktýr. O yüzden baþka adým sesleri de gelmeye baþlýyor yukarýdan. Hýzlanýyor Memur bu yüzden. Merdivenler bitene kadar koþuyor. Gözleri yanýyor hýzýndan, belki de aðlýyordur. Farkýnda bile deðil kendi bedeninin o. En küçük parçacýðýna kadar sorular ve cevapsýzlýklarla dolu bir varlýk Memur. Beyni sadece “Belge” diyor. Belge ise “Çýkýþ” diye baðýrýyor hayalinden. Oysa peþindeler. Kaçýyorsanýz çünkü, peþinizden gelenler olacaktýr. Aklýndan anýlar geçiyor Memur’un. Odasýna olduðu zamanlara ait günler. Çay içerken düþündükleri. Önünde duran bardak, ve masanýn o büyük uyumu. Sessiz, sýcak, kahverengi. Memur izliyordu çay bardaðýndan yükselen buharý. Hoþuna da gidiyordu bu görüntü. Özlüyor mu o günleri? “Evet. Özlüyorum. Basitti ama gerçekti… Þimdi ise, sadece hareket ediyorum, oradan oraya koþuyorum sadece. Hatta ittiriliyorum. Kendi istediklerimi unuttum. Bir bilincim yok gibi. Belki de hiçbir yere deðmeden dönen o çark olmak o kadar da kötü deðildi. Özgürdüm, þimdi ise bir makinenin parçasý oldum. Bir görevim var… Neden özel hissetmiyorum peki hala?” Çünkü özel deðilsin. Bilemezsin bunu ama. Sadece hareket etmelisin, baþka seçeneðin yok Memur. Ve böyle de oluyor. Kaçýyor onlardan, kovalýyorlar onu. Baþka bir zamana gidiyor o zaman Memur. Buraya geldiði ilk günü. Odasýna doðru yürürken herkesin ona yarý korku, yarý merakla baktýklarý o günü. Yanýnda Amir vardý Memur’un. “Bu þirkette herkes birbiriyle baðlantýlý Memur. Hepimiz tek bir varlýðýz aslýnda. Dikkat edeceksin kendine ve yaptýðýn iþe. Bu hem senin, hem herkesin iyiliði için. Üç Silahþorlarý bilir misin?” Bilmiyordu Memur. Hiç duymamýþtý. Garip mi bu? Oysa konuþmanýn bu noktasýnda gelecek cümleyi biz hepimiz biliyoruz. Gayet tahmin edilebilir bir motivasyon lafýdýr bu. Dumas aðlar her kullanýldýðýnda bu þekilde. “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için.”
Koþarken aklýnda bu var. “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için.” Nefret ediyor bu sözden Memur. Sadece tek olmak istiyor, nefes almak istiyor buranýn dýþýnda. Ayaklarý yere deðiyor o anda. Merdivenler bitiyor iþte. Çýkýp gidecek buradan sonunda. Önündeki kapýyý açýyor ve giriþ katý karþýsýnda. Derin bir nefes alýyor ama sonra fark ediyor garipliði. Ýnsanlar var burada, hepsi de cama yapýþmýþlar duruyorlar. Koþuyor onlarýn yanýna. Arkasýndan baðýrýyorlar. “Belge ne olacak!” Belgeyi o saniye düþünmüyor Memur ve cama yapýþýyor. Hiçbir þey yok karþýsýnda. Sadece buradaki giriþ katýnýn aynýsý. Yanýndakilere bakýyor, herkes kendi yansýmasýyla karþý karþýya. Buradan cama dayananlar, diðer tarafta da varlar. Bir ayna mý bu? “Ayna deðil” diyor yanýndakilerden birisi. “Orasý gerçek… Bir dýþarýsý yok… Camý kýrdý birisi, karþýdakiyle karþýlaþtýklarýnda tekrar düzelttiler durumu. Dýþarýsý yok, sadece bina var. Dýþarýsý da burasý. Nokta. O kadar…” Geri çekiliyor Memur o zaman. Kimse peþinde deðil þimdi. Onun niye aynýsýndan yok karþýda peki? Niye bir yansýmasý yok? Bir adam geliyor omzundan tutuyor o anda. Bir þeyler geveliyor ama Memur bakmýyor suratýna. Sonunda dönüyor. Üstü baþý daðýlmýþ olan o adam var karþýsýnda. “ebebegebel…”diyor. Memur anlýyor onu. “elelebegel” “Belelege” diyor adam.
“Belge..” diyor Memur karþýsýnda duran kendisine. Düþünüyor. “Belge falan yok…”
Aðzýndan sadece saçma sapan kelimeler çýkýyor. Etrafýný sarýyor insanlar. Karþýdakiler ise olduklarý gibi duruyorlar. Ýlk defa o ayna tekrarýndan çýkýyor oradakiler. O zaman gülerek baðýrýyor Memur ve diðer Memur. Gururla. Kutsanmýþ bir ilahi güçle. Tanrý gibi, yýlan gibi, bir taþ gibi, sert, sakin, yorgun, bezgin ve bir peygamber gibi karýþýk, aðýzlarýndan binaya anlaþýlmayan dualarýný salýyorlar.
Kalabalýk sadece izliyor. Memur kendi kendisiyle baðýrýyor.
Aklýnda çay dumanýnýn basit gerçekliði, aðladýðýný fark etmeden, ne dediðini bilmeden, kelimeler ve seslere tecavüz etmeye devam ediyor. Birisi tok bir sesle araya giriyor sonra. Amir deðil bu. Daha büyük bir ses bu ses. Her kelimesi vahiy gibi kesin. “Kapatýn ýþýklarý. Mesai saati bitti. Paydos!” Sonrasý sessizlik. Emirhan Burak Aydýn 16.37 Salý 23 Þubat 2010 Yorum (17)
![]()
BN CN
dedi ki:
|
|||||||||||
| Öyküde huþu mu desem yoksa dinginlik mi, ve fýrtýna. Bir þey var. Ne olduðunu çözemedim. Odaklanmakta zorlandým. ÖYkü bittikten sanra kafamda çok soru iþareti kaldý. Anlatýcýlar kimdi? Memur'un görevi neydi? Üstü baþý daðýlmaz söyledikleri anlaþýlmayan adamýn iþi? Bir iki yerde önemsenmeycek yazým yanlýþý var. Anlatým þairane. Ýmgelerle örülü bir duvar. Üslup desen o da harika. Hani bence bir yazara yaza denmesi için onun kendine has bir uslubunun olmasý lazýmdýr senin var abi. Nerdeyse her þey çok iyiyken konuyu anlayamamam çok üzücü belki de benim hatamdýr. Eline saðlýk. Not: Ben 'Porno'yu daha çok sevmiþtim. ![]() |
Düþebakan
dedi ki:
Bir imza oluþturabildiysem gerçekten mutlu oldum, hikaye gerçekten biraz karýþýk, kafalarda soru iþaretleri, gariplik hissi kaldýysa normaldir Memur'un görevinin ne olduðu ya da, anlatýcýlarýn kim olduðu önemli deðil bu öyküde, üstü baþý daðýnýk, ne dediði belli olmayan adamýn kimliði ise zaten sonda açýklanýyor. Porno çok ayrý bir öyküydü, bu çok ayrý bir öykü o yüzden bir kýyas yapmak yanlýþ olur diye düþünüyorum. Her neyse, okuyup yorum yapan hepinize teþekkür ediyorum. Çok güzel cümleler kullanmýþsýnýz, eyvallah. Not : Yada ya da'nýn yanlýþ yazýmýdýr. |
ahmet
dedi ki:
ismet
dedi ki:
Bir memurun iç dünyasýný, psikolojisini gerçekten çok güzel anlatmýþsýn. Zaten yazdýðýn hikayelerin tarzý genelde psikolojik oluyor ve ben bir çoðunu anlayamýyorum ama neyse ki bunda öyle bir þey olmadý. Hikaye sürükleyiciydi. Ama senaryo gibi deðilde kendin yaþamýþ gibi anlatsaydýn bence daha etkileyici olabilirdi. Kalemine saðlýk. |
seda
dedi ki:
| :S Özür dilerim ama ben pek bir þey anlayamadým. Adam o kadar uðraþtý uðraþtý ne belgeyi buldu ne çýkýþý buldu nede öldü. olayýn sonu neye baðlandý ben hiç anlamadým. Özelliklede hem paydos saati var madem neden o insanlar asýrlardýr dýþarý çýkmamýþ gibi hareket ediyorlar. Kafam çok karýþtý hiç bir sonucu olmayan bir öykü olmuþ sanki. Biraz daha sonucu olan öyküler yazarsan daha güzel olabilir ve bilimkurgu fantastik demek illaki karmaþýk þeyler ortaya koymak deðildir. Evet kendi dünyaný kendin kurarsýn ama bir þekilde her olaðan üstü duruma bir neden ve her öyküye kesin bir sonuç bulman daha güzel hyapacaktýr öyküyü. emeðine saðlýk. |
Düþebakan
dedi ki:
| Öykü ne tam olarak bilimkurgu, ne de tam olarak fantastik bir türe sahip. Anlattýðý þey en temelinde, "insanýn evrende yeri nedir?" sorusuna bir cevap bulabilmek. Hikayede yer alan bir çok soru, bir çok diðer unsur aslýnda sadece bu soruya bir cevap bulabilmek için. Ki bu soruya cevap bulunabilir mi, bulunamaz mý, onu da anlamaya çalýþýyor hikaye. "Beni kimse anlamýyor" gibisinden komik bir tribe girmek istemiyorum ama bu öykünün bir sonucu var, biraz normal, klasik, düz kurgu türünün dýþýnda düþünülürse, daha rahat anlaþýlacaktýr. Teþekkürler. |
Bozbey
dedi ki:
| < Önceki | Sonraki > |
|---|





Teþekkürler.
