| Uçan Topuz 2 Hazar Adası... |
| Yazar ardakekullu | |||||||
|
Gökyüzü karanlıktan yeni kurtuluyordu.Doğudan başlayan horoz sesleri batıya doğru yol alıyordu.Bu yol sadece Sibirya'da bozuluyordu çünkü Sibirya'da tüm insanlar uyanıktı , herkes savaş için hazırlanıyordu.Her evden bir kaç asker çıkıyor , şehir sarayının önü mızraklardan görünmüyordu. Sondakal , yoğun bir fırtınanın Sibirya'da etkili olmasına rağmen göğe ulaşan Saray balkonundan ordusuna bakıyordu.Gururluydu , umutluydu ve mutluydu.Tüm düşmanları yıkılıyordu.Güneydoğudan haber gelmişti.Moğollar , Kırgızları yıkmıştı.Bu gelecekte bir tehlike olacaktı fakat o an için olabilecek en iyi durumdu çünkü Hazarlar müttefiksiz kalmıştı. Sabar Sarayı balkonuna çıkan koridordan gelen ayak sesleri duydu Sondakal.Ritmi yakalamaya çalıştı.Adımlar hızlıydı ve yere sert basıyordu .Gelen kişi çok önemli bir haber taşıyor olmalıydı.Arkasına dönünce gelen kişinin Karluklu Vecib olduğunu gördü.Vecib'in esmer teni terlemiştiSondakal , Vecib'în koştuğunu anlamıştı.Vecib yutkundu ve konuşmaya başladı."Büyük liderim , batı tarafından atlılar yaklaşıyor.Kim olduğunu tanıyamadık.Bulgarlar değil , Peçenekler değil.Sanırım bir Germen kavmi." Sondakal şaşırdı.Bir Germen'in Sabar Topraklarında ne işi vardı?Hemen Vecib'i yanına alıp aşağıya inmeye başladı.Altın işlemeli koridorlardan , tarihini kimsenin akıl edemediği savaş aletleriyle sanat eserlerinin yanından ve Kuzeyin en uzun köprüsünden geçti. Ordu , Sondakal' ı görünce hareketlendi.Araplar ve Karluklar ayağa kalktı.Sabarlar yerlere kadar eğildi.Sondakal elini kaldırdı.Ordu eski haline döndü. Birkaç dakikalık yürüyüşten sonra Sondakal ve Vecib kuleye varmıştı.Baş döndüren merdivenlerden çıkıp kulenin çatısına çıktıklarında Kuyenni ve Tao Qui'yi gördüler.Kuyenni "Oğul" dedi "100 kişiye yakın bir ordu geliyor.Kimlerden olduğunu bilmiyoruz" "Aslında biliyoruz" dedi Tao Qui.Sabar topraklarında yaşayan tek Çinliydi ve savaş stratejilerini ondan daha iyi bilen kimse yoktu.Devam etti."Kıyafetleri gösteriyor ki bu gelenler Avrupalı.Atlara ve gördüğümüz kadar silahları bu gelenlerin savaşcı bir kavim olduğunu göstermekte fakat bunlar Germen değil.At sürüşleri biraz Hunları hatırlatıyor ayrıca dikkat edersek atların sıralanışı sistematik.Bakın , önde iki at varken , onun arkasında dört at , onun da arkasında altı at ve bu böyle devam ediyor" Sondakal düşündü.Kimdi bunlar?Aklına bir ihtimal geldi ama bunun imkansız olacağını biliyordu.Kalenin önündeki bir askere bağırdı.Ona 100 kişilik bir askeri güce ihtiyacı olduğunu söyledi.Asker hemen koştu. Birkaç dakika içinde ırkı karışık bir ordu kalenin yanında duruyordu.Sondakal ve diğerleri aşağıya inmiş bekliyorlardı.Bilinmeyen ordu birkaç dakika içinde Sondakal'ın birkaç metre uzağında durmuştu.Sondakal ve askerler meraklıydı.Karşılarındaki askerlerin en kısası Sabarların en uzunu kadardı fakat bu uzunluk onların zarif yapılarını bozmuyordu.Askerlerin hepsinin kakülleri uzundu ki geriye doğru taradıkları için enseleri görünmüyordu. Bilinmeyen ordu hızlı bir şekilde ikiye bölündü.Bu ani hareket Sabarları korkutmuştu.Tüm Sabar askerleri kılıçlarını hazırlamıştı.Sondakal bile sırtında taşıdığı uçan topuzun ucuna dokunmuştu. İkiye ayrılmış bilinmeyen ordunun arasından bir atlı ileriye çıktı.At o kadar aktı ki Sabarlar ata bir kaç saniye bakabiliyorlardı.Atın sahibine ise bakan bir daha bakmak istiyordu.Bu ordudaki tüm askerler yakışıklıydı fakat bu adam yakışıklıktan daha öte bir şeydi , sanki bir melekti. Adam atından indi.Kılıcını çıkardı.Sabarlar da kılıcını çıkaracakken Sondakal onları durdurdu.Kuyenni şaşkındı , Tao Qui ise gülümsüyordu.Sondakal adama doğru yürümeye başladı.Birkaç adım sonra durdu.Karşısındaki adam ise kılıcını havaya kaldırıp yere sapladı ve eğildi."Ben bu ordunun komutanı , Avrupa Hunu Atilla'nın büyük oğlu İrlek'im.Babam tarafından sizi korumak ve Hazarları yenmenize yardım sağlamak için gönderildim." Sondakal duyduğuna şaşırdı.Aklına gelen imkansız şey gerçekleşmişti.Hiçbir şey söylemedi.Elini sırtına attı ve uçan topuzu kaldırdı ve bağırdı."Yaşasın Türkler" .Hem Avrupa Hunlarında hem de Sabarlarda bu ses yankılandı. Sondakal büyük ordusunun karşısına çıktı ve İrlek'i tanıttı.Artık tüm Sabarlar büyük zafere inanıyordu. Herkes o gün coşkuluydu , Sabar köyleri o gün sabaha kadar uyuyamadı.Tüm Asya Atilla'nın oğlunun Sabar Ordusu'na katılmasını konuşuyordu. *** Sondakal uyandırıldığında daha güneş doğmamıştı.Yanında hizmetçisi Huyine vardı."Ne oldu?"diye sordu Sondakal."Efendim" dedi Huyine "Komutan Tao kapıda.Bir ordunun buraya geldiğini haber verdi."Sondakal hemen giyindi ve uçan topuzunu yanına aldı.Kapıyı açınca Tao'nun korku dolu yüzüyle karşılaştı."Ne oluyor Tao?"dedi Sondakal.Tao'nun sesi tüm odatı doldurdu."Moğollar" dedi kısaca. Tao ve Sondakal koşar adımlarla aşağıya indiler.Tao önceden bir ordu daha hazırlatmıştı.Ordunun başında İrlek bulunuyordu.Sondakal "Sizi uyandırmadılar değil mi?" diye sordu İrtek'e.İrtek kılıcını sıkıca kavrayıp , düşmanın geldiği yöne baktı."Kimse beni uyandırmadı efendim , biz düşmanın gelişini günler öncesinden hissederiz." Sondakal ve ordusu , Moğolların geldiği yöne doğru yola koyuldu.O taraftan bir iki atlı geliyordu.Sondakal uçan topuzu havaya kaldırdı fakat Tao onu durdurdu."Onlar bizden."Gelen atlılar gerçekten onlardandı.Biri Vecib , diğeri Persli ajan Atiyan'dı.Vecib titriyordu fakat havanın soğukluğundan değil , korkudan."Efendim " dedi "Moğolların başında Zıplayan Milost var." Sondakal durdu."Zıplayan Milost mu?" kendi kendine.Cengiz Han ' ın yeğeni olan Zıplayan Milost devrin yenilmez olarak görülen üç şahsiyetinden -Sondakal , Atilla ve Zıplayan Milost- biriydi.Efsanelere göre o kadar hızlıydı ki onu gören bir düşman olmamıştı.Tao , Sondakal'a baktı.Ordu'nun çoğu korkmaktaydı.Korkmayanlar Avrupa Hunları'ydı ve onlar da Milost'u tanımıyordu. İrlek sordu."Milost da kim?"Tao cevap verdi."Büyük bir Moğol savaşçısı , hem de çok büyük.Şu ana kadar hiçbir savaşçı onun karşısında dayanamadı."İrlek güldü."Hep böyle birisiyle çarpışmak istemişimdir fakat Avrupa'da bu tür adamlar yok."dedi ve kılıcını kınından çıkardı. Sondakal şaşırıyordu.Milost'un buraya gelmesi , Hunların korkusuzca konuşmaları , Tao'nun sözleri...Sondakal gözlerini Moğollara dikti.Çok yaklaşmışlardı. Ordu tamamen canavarlardan oluşmuştu sanki.Hepsi en az 2.5 metreydi ve Hunlar onların yanında bir cüce kalırdı.Tüm ordu çirkindi.Hepsinin yüzlerinden nefret akıyordu.Saçları , bıyıkları ve sakalları , hepsi siyah renkli ve uzundu.Sondakal onları gördükçe aklına kitaplarda okuduğu Moğol efsaneleri geldi.Moğollar , doğan çocukların sağlık durumunu boyunu ve kilosunu inceler ve buna göre hangi çocukların yaşayacağı , hangi çocukların öleceği belli olurdu.Bu vahşi olayı Moğollar Sparta'dan öğrenmişti ve Sondakal şimdi ikinci defa kitaplardan öğrendiği bilgilerin doğruluğunu kanıtlamıştı.Bunu babasına göstermek isterdi fakat babası o an sarayda uyuyordu.Çünkü babası Moğollardan nefret ederdi.Eğer Kuyenni Sondakal'ın yerinde olsaydı ilk kılıcı o sallardı. Sondakal elinde tüm Asya'nın en güçlü silahını bulundurmasından dolayı çok korkmuyordu fakat Tao , Vecib ve Sabar Askerleri , uçan topuzu bile unutmuşlardı.Herkes tir tir titriyordu.Bu duruma bir tek Hunlar uymuyordu.İrtek o kadar abartmıştı ki , gülüyordu. Moğollar varmıştı.Askerler tamamen duygusuzdu.Sondakal , ordudaki askerlere , korkmadığını göstermeye çalışarak sordu."Lideriniz kim?"Ordu aynı duygusuz ifadeyi sürdürdü.Askerlerin arasından kısa boylu , uzun burunlu , çirkin mi çirkin kamburlu bir adam çıktı."Benim" dedi ince bir sesle.Ses o kadar inceydi ki daha da incelse bir kadına ait olduğu sanılırdı. Sondakal birkaç dakika öylece durdu.Zıplayan Milost bu muydu?O karşısında dinç bir aslan görmek isterken , dokuz canının sekizini kaybetmiş bir kedi ona miyavlıyordu.İrtek ve admları kendilerini zor tutuyorlardı , Tao ise kararsızdı.Çirkin adam "Ben Milost" dedi "Cengiz Han'ın yeğeni , Moğol komutanı olarak karşındayım , Sondakal.Efendimiz , tarafından senin safına geçmek için gönderildik." 2 gün içinde Sondakal'ın safına geçmek isteyen iki ülke vardı.Biri Avrupa'yı inleten Hunlar, diğeri Asya Hakimi Moğollardı.Sondakal , Tao'ya döndü.Tao ifadesizdi.İlk başta ne diyeceğini bilemedi.Konuşmaya başladığında sesi duyulmayacak kadar zayıftı."Moğollara teşekkür ediyoruz.Onlarla aynı tarafta şavaşmak büyük bir lütuftur. *** "Moğollar bizim tarafımızda olamaz" dedi Kuyenni öğle toplantısında Sondakal , Tao ve İrlek'e ."Biz ezilmekte olan ulusların temsilcisiyiz.Ezenlerin değil.Keşke oğlum, sen onları uçan topuzla yok etseydin." Bir toplantı odasından daha çok bir hanı hatırlatan odada suyundan bir yudum aldı Kuyenni.İrlek saçlarını sıvazlayıp "Doğru söylüyorsunuz , biz ve Moğollar.İki kaptan bir gemiyi batırır.Bir Türk ve Moğol ise bir gemiyi değil ülkeyi batırı..."Tao , İrlek'in sözünü kesti."Ama , İrlek Bey'im , Moğollar savaşta çok işe yarayabilirler..."Bu sefer sözü kesen Kuyenni'ydi."Tao , bundan bir ay önce Sondakal yurdu tek bir topuzla kurtardı.Sondakal oraya tek başına gitse yine zaferle döner."Sondakal başını ellerinin arasına aldı."Öyle değil , baba "dedi "Hemde hiç değil." dedi üzgün bir sesle... "Baba , uçan topuzu kullandığım zaman çok rahattım fakat birkaç gün sonra büyük bir acıyla uyandım."Sondakal gömleğini çıkardı.Kuyenni'ye sırtını çevirdi.Kuyenni'nin gözleri Sondakal'ın sırtına bakakaldı."Oğlum , ne oldu?" dedi.Sondakal gömleğini giydi ve konuşmaya devam etti "Bu bir büyü.Uçan topuzla öldürdüğüm her asker için küçük bir yara vücudumda oluşuyor.Bundan dolayı uçan topuzu gerektiği zaman kullanmayı düşünüyorum." Birden toplantı odasının kapısı açıldı.Odaya giren Vecib'di.Her zamanki gibi heyecanlıydı."Efendim , Zıplayan Milost odaya girmek istemekte"dedi fakat bunu söylemesine gerek yoktu.Çünkü çoktan Milost o çirkin yüzünü odadakilere göstermişti.Vecib odadan çıkarken Milost sordu."Ne zaman yola çıkacağız?" "Yarın" dedi Sondakal.İrtek "Bu soruyu neden sorduğunuzu sorabilir miyim?" dedi kuşkulu bir ifadeyle.Milost , İrlek'e hiç bakmadan "Askerlerim sabırsız.Biz savaşmadan yaşayamayan bir toplumuz."dedi.İrlek gülümsedi."Biz de savaşmadan yaşayamayan toplumları , fethetmeden yaşayamayan bir toplumuz"dedi.Milost bunu duydu fakat tepki vermedi.Kuyenni ise İrlek'in sözünü destekler bir biçimde tatlı bir tebessümle Sondakal'ın gözlerini yakalamaya çalışıyordu.Fakat Sondakal ruhen çok uzaklardaydı.O bu konuşmalar olurken Hazar Adası'na gidiyor , orda savaşıyor ve orda ölüyordu. *** Sondakal'ın o tarihe kadar görülmemiş büyük ordusu büyük bir ihtişamlı Sibirya Bozkırlarından çıktı.Mevsimlerden sonbahardı ve güneş gülen yüzünü onlara çevirmişti.Köylerde yetiştirilen mor sümbüller duruşlarıyla askerleri selamlıyordu. Ordu Hazar Gölü'ne yaklaşırken binlerce köyden geçti.Destanlar ortaya çıktı bu ordu hakkında türküler , şiirler.Şiirleri bir ritme sokan yanık sesler daha Hazar Adası'ndan duyuluyordu. Ordu , göle vardı.Önceden yaptırılmış farklı renlerde -siyah, mor ve beyaz-devasa üç gemi vardı.O kadar büyüklerdi ki bu koca ordu üç geminin yarısını ancak dolduruyordu.İki gemi daha vardı fakat onlar gölün diğer ucundaydı. Sondakal gemilere baktı.Güneş yeni doğuyordu.Belki Sondakal'ın bulunduğun yerden Hazar Sarayı görünmüyordu fakat Sondakal kalbiyle bakınca sarayın hemen önünde olduğunu gördü ve gür bir ses duyuldu."Siyah gemi Moğollar ve Hunlar'ındır."Bu ses tellalındı.Sondakal şaşırdı.Hunlar ve Moğollar ya da diğer deyişle Türkler ve Moğollar nasıl olabilirdi.Aklına İrlek'in sözleri geldi."Moğollar ve Türkler bir gemiyi batırır" türü birşey söylemişti.Gözleri İrlek'e kaydı.İrlek , Milost'un yanındaydı ve Milost'la samimi bir şekilde konuşuyordu.Yanında duran Tao'ya sordu."Tao , bu ne demek oluyor?"Tao da aynı Sondakal gibi şaşkındı."Anlamadım efendim ben de , Hunlar böyle bir şey talep etti."Sondakal şaşırmaya devam ediyordu.Babasına baktı Sondakal.Babası ona bakmıyordu.Bilge bir ifade takınmıştı.Sanki dalmış gibiydi. Tellal devam etti."Beyaz gemi , Arap Ordusu ve komutanı Tao'ya aittir.Büyük mor gemi ise Büyük Sabar Ordusuyla liderimiz Sondakal ve hakanımız Kuyenni'ye aittir.Gölün öte tarafındaki gemiler ise Karluklular ile Sasanileri'ndir." Atlılar gemilere biniyordu.Sondakal o zamana kadar hiç duymadığı değişik bir duygu hissetti.Ölme duygusunu...Fakat bu karşısına Çinliler'in çıktığı zamanki gibi bir korku değildi.Daha çok ölürsem uçan topuz ne olurdu korkusuydu.İlk defa bunu hissediyordu.Uçan topuz ona zarar veriyordu fakat uçan topuz Sondakal'ın bir organı olmuştu.Ne yapacağını bilmiyordu.Kafası karışıktı.Uçan topuzuna dokundu , rahatlamıştı bir süreliğine... *** Gemiler , gecenin karanlığında hedeflerine doğru hareket ediyordu.Gölde korkunç bir sessizlik vardı.Gemiler bazı yerlerde su üstünde yatan ölülerlerle karşılaşıyordu. Sondakal uyuyamamıştı.Görevli askerler dışında tüm askerler uyuyordu.Birkaç adım attı küpeşteye doğru.Sonra etrafına baktı.Hava soğuktu , üşümüştü.İçeri girecekti.Adımını tam attığı anda bir şeyin kendisine yaklaştığını hissetti.O yöne doğru baktı.Bir güvercin başının hemen üstünden geçmişti. Sondakal güvercinin ayağına bağlı bir zarf olduğunu görmüştü.Bunu kim kime yolluyordu acaba?Hemen güvercinin geldiği yöne baktı.Bir adam duruyordu...Kim olduğu hem anlaşılan bir adam...O adam İrlek'ti.Neden mektup gönderiyordu?Amacı neydi?Yoksa Hazarlarla...Olamazdı.İmkansızdı.Kuş batıya uçuyordu , güneye değil.Belki babasınadır diye düşündü Sondakal.Fakat neden İrlek bunu sabah yapmamıştı.İşte bunu anlayamıyordu. Odasına dönmek için merdivenlerden inmeye başladı ve bir ses onu korkuttu."İlerde bir gariplik var.Herkes uyansın" bu ses görevli askere aitti ve bunları söyledikten sonra yanında bulunan büyük davula vurdu.Tüm askerler yavaş yavaş uyanıyordu. Sondakal geminin en güney tarafına geçti.Gerçekten de ilerde bir gariplik vardı.Yüz metre ilerlerindeki sudan köpükler çıkıyordu.Tüm askerler uyanmıştı.Sondakal Tao'yu gördü.O da burda ne olduğunu bilmiyordu. Sondakal'ın sırtına biri dokundu.Bu kişi Kuyenni'ydi."Benim bir önerim var " dedi sessizce."Her gemiden 2 kişi bir sandala binsin ve orda ne oduğunu öğrensin."İyi bir fikirdi.Kabul edildi. 10 dakika sonra her gemiden 2 kişi sandala binip suyun baloncuklaştığı yere doğru kürek salladı.Sandalda ilk ayağa kalkan bir Moğol'du ve mızrağını hızlıca suya soktu.Hiçbir şey olmamıştı. Moğol gemilere baktı ve bağırdı."Hiç bir şey yok burda.".Diğer askerler çoktan küreğe asılmışlardı fakat Moğol yine bağırmaya başladı."Hayır, durun!"Herkes Moğol'a baktı .Moğol "Mızrağı aşağıda birşey tutuyor.Çekemiyorum" dedi ve mızrağı bıraktı.Mızrak suya aniden battı. Sandaldakiler şaşkındı ve bu şaşkınlık anında birden yeşil büyük kollar sandalı sardı.Askerler ne oduğunu anlamadan sandal suya gömüldü. Gemideki askerler korkudan titriyorlardı.Korkusuz biri olan İrlek bile kahkaha atamıyordu.Sondakal ise bir çok imkansız şey yaşamasına rağmen şaşırmıştı. Birden sudaki baloncuklaşma arttı ve bir saniye içinde suyun içinde canavarımsı varlıklar ortaya çıktı.Bunlar yeşil ve kızıl renkliydiler.Uzundular , fiziksel özelliklerinden dişi oldukları anlaşılıyordu.Hepsinin gözünden ölüm akıyordu sanki. Tao fısıldadı fakat sessizlik o kadar güçlüydü ki sanki bir çığlığa eş değerdi."Denizkızları..." "Denizkızları mı?" dedi Sondakal.Denizkızlarını destanlardan hatırlıyordu ama hepsi okudukları doğruysa güzel olmalıydı.Sondakal "Denizkızları kitaplarda böyle değildi" dedi.Kuyenni , Sondakal'a baktı ve konuştu."Ben sana demiştim.Kitaplar yalanlar ve saçmalıklarla doludur diye..." Denizkızlarından biri önde duruyordu.Diğerlerinden daha büyüktü ve daha uzun saçlıydı. "Ben denizkızlarının ve sualtında yaşayan tüm varlıkların sultanıyım." dedi ve devam etti."Eğer daha ileri giderseniz ölürsünüz."Sondakal denizkızına seslendi."Neden koruyorsun bu kavmi?" "Çünkü..."dedi denizkızı "Çünkü dünyada kalın çizgilerle çizilmiş kurallar vardır.Bu gizemli kurallar dünyanın düzeninin bozulmasını önler.Bunlardan biri Hazar Adası'dır.Şimdiye kadar Hazar Adası'nda büyük bir savaş değil küçük bir çatışma bile olmamıştır." "Biz sizin kurallarınıza uymayız" dedi Sondakal "Bizim kurallarımızı yazan Göktanrı'dır ve öyle kalacaktır."Denizkızı ,"O zaman ölüme seçiyorsunuz sanırım"dedi ve kendisiyle birlikte beş denizkızı beyaz gemiye doğru yüzdüler. *** Beş denizkızı beyaz gemiyi yıkıyordu.Araplar canavarlara ok fırlatmalarına rağmen ölümden kurtulamıyordu. Hava denizkızlarının şavaşmasının ardından kızıla dönmüştü.Sondakal havanın değiştiğini fark etmişti.Yoksa gerçekten kesin kurallar var mıydı?Hayır , yoktu dedi kendi kendine ve Beyaz gemiye baktı.İkiye ayrılmış gemide birkaç Arap kalmıştı.Tao ise ...Tao ise denizkızlarından birinin üstüne koşuyordu.Yüzünde inanılmaz bir nefret vardı.Elindeki mızrak sanki onun organı olmuştu. Tao geminin ucuna gelince iki metre kadar zıpladı.Elindeki mızrağı büyük bir hızla denizkızlarından birinin başına geçirdi.Diğer denizkızları çığlık çığlığa bağırdılar. Sondakal'ın Tao'ya hayranlığı daha da artmıştı.O da denizkızlarına uçan topuzuyla saldırmak isterdi fakat gemileri beyaz gemiye uzaktı ve uçan topuzu kullanması için denizkızlarının ona saldırması gerekiyordu. Tao bir gemi parçası üzerinde perişan haldeydi.Denizkızlarının hepsi onun etrafını sarmış , uzun , pis elleriyle ona vuruyorlardı.Bu büyük kahraman ölebilir miydi?Hayır , ölemezdi , sadece şimdilik... Vahşet sürüyordu.Denizkızları hızlı bir şekilde kocaman elleriyle Tao'yu tokatlıyorlardı.İşte o an birşey oldu.Siyah gemiden birşey fırladı denizkızlarının üstüne.Ne olup bittiğini kimse anlamıyordu.O şey denizkızlarının üstünde dolanıyordu ve sonunda liderlerinin üstündeydi.O an o şeyin ne olduğu anlaşıldı.O şey , o hızlı inanılmaz varlık Milost'du. Milost , denizkızlarının liderinin omuzlarını basıyordu.Yüzündeki nefret dolu ifadeyle bir saniye içinde kılıcını kınından çıkarıp , denizkızının kafasına soktu. Öyle bir ses geldi ki deniz kızlarından , sanki dünya ağlıyordu ve Hazar Gölü'nü saran kızıllık ortadan bir daha doğmamak üzere kayboldu.Denizkızları gözle görülmeyen bir hızla suyun altına gömülmüştü.Milost ise denizkızının ölü bedeni yanında , her tarafı mosmor olmuş Tao'yu sırtlamış Sondakal'a bakıyordu.Sondakal işte o zaman savaşı kazanacaklarına emin olmuştu. *** Üç gemiden ikisi karaya varmıştı.Tao ölüm döşeğindeydi.Bunun dışında her şey iyiydi.Askerler zafer marşları söylüyordu.Moğollar ve Hunlar ordunun bir parçası olmuşlardı.O ana kadar herşey normaldi.Ama sadece "O ana kadar"... Sondakal kamp yapacak yeri belirlemişti fakat kamp aletleri Karlukluların gemisindeydi.Karlukluların bir bölümü çoktan buraya varmış olmalıydı.Bu bilmedikleri topraklarda aletsiz , eşyasız ne kadar yaşayabilirlerdi ki? Sondakal kararını vermişti.Askerler ikişerli gruplar halinde Ada'yı araştıracaklardı.Askerlerin ümitleri bu durumda bile bozulmamıştı.Çünkü hepsi artık liderlerinin ne kadar güçlü birisi olduğunu biliyordu. Sondakal , babası Kuyenni' ile adayı gezmeye başladı.Ada gerçekten efsanelerde anlatıldığı gibiydi.Sondakal buraya Küçük Cennet diyordu ve sonra ekliyordu "Kimsenin giremediği cennet"Çünkü Hazar Adası'nda soylular ve askerler barınabilirdi.Köylüler ise Hazar Kıyılarında aç bir halde ne olup bittiğini anlamadan bu cennette yaşayan küçük tanrıcıklar için çalışırlardı.İşte Sondakal bunu sonlandırmak istiyordu o Tanrı gibi tüm insanlığa eşit yaklaşmak gerektğini biliyordu. Hazar Adası'nın uzun ağaçlı ormanlarından bir Sabar Askeri Sondakal'ın yanına geldi."Efendim , Karluklar ..." diye konuşmasına devam ederken.Sondakal onun sözünü kesti.Hızlı adımlarla kamp yerine koştu.Asker ise Sondakal giderken Kuyenni'ye olanları anlatıyordu. Sondakal kamp yerini vardığında bir kalabalığın bir tarafa toplandığını gördü.Topluluğa yaklaştı.Kalabalığın ortasından bir inilti duyuluyordu.Sondakal'ı gören kalabalık yolu açtı.Kalabalığın baktığı kişi ölmek üzere olan bir Karluk Askeri'ydi... Karluklu Asker ölüyordu.Nefes alışları değişmiş , gözleri büyümüştü.Sondakal'ı görünce bu halden kurtulmaya çalıştı fakat başaramamıştı.Konuşmaya çalıştı fakat birşey çok net duyuldu."İhanet" " Ne ihaneti ? " dedi Sondakal , büyüdü gözleri. " Neler oldu ? " Asker tüm gücünü konuşmak için harcadı. "Pusu...Tam 12 gemi.Tüm güçleriyle saldırdılar.Vecip Tarkan ve bizler tüm güçlerimizle saldırdık fakat başaramadık.Ben ise kaçtım fakat korkudan değil , haber vermek için.İhaneti duydum.İhanet edenler ..." Asker daha fazla konuşamadı . Yere yığıldı. Ölmüştü. Sondakal olduğu yerde kaldı.İhanet , ihanet , savaş ve tekrar ihanet...Kimdi ona ihanet eden? Moğollar mıydı , Hunlar mı yoksa , belki Tao'ydu , hatta Kuyenni bile olabilirdi.Bir ihtimal daha vardı.Belki büyük rütbeli bir asker değildi.Korkmaya başladı.Etrafına baktı.Artık her askerin yüzünü farklı görüyordu. *** Ağaç dallarından yapılmış çadırında Sondakal'ı uyku tutmamıştı.Bunun nedeni kuşkusuz Karluklu Askerin söylediğiydi.İhanet kelimesi hala Sondakal'ın kulaklarında çınlıyordu ve bu çınlama Sondakal'ın gökyüzünde gördüğü şeyle bitmişti. Bu şey bir mektup güverciniydi ve fazla yükselmemişti.Sondakal , uzun zamandır kullanmadığı ok ve yayını çıkardı.Yayını gerdi ve oku fırlattı.Güvercin yere düşmüştü.Gitti ve mektubu açtı ve öylece kalakaldı..Güvercini yollayan - önceki gibi - İrlek'ti. Okuduklarına inanamadı.Bu gerçek miydi?"İhanet" dedi düşünürken.İçinden gelen bu ses onu düşündürdü.Uçan topuzuna baktı , baktı , baktı ve geri döndü. Daha sabah olmadan Sabar Askerleri , Hunlar'ı ite kaka kampın ortasına götürdü.Sabar askerleri olanları duymuştu.İhanet edenler onlardı.Sondakal , Milost'un yanında olanları seyrediyordu."Efendim , yaptığınız doğru" dedi , Sondakal'ı destekler biçimde. İrlek her tarafı askerlerle çevrilmiş bir biçimde getiriliyordu.Hiç tedirgin değildi , korkmamıştı da.Sondakal , Hunlar'ın tüm askerlerinin gözlerine bakınca bu durumu onlarda da gördü ve o an için -sadece o an için- yanlış birşey yaptığını anladı.Birşeyler demek istedi fakat o an babasının sesini duydu."Sondakal , bu ne demek?" Sondakal Hunlar'a bakıp konuştu."İhannet , baba.Sadece ihanet..." "Onları gece Hazarlar'a mektup yollarken gördük." dedi Milost. Kuyenni , Sondakal'a yaklaştı ve Hunlar'a sordu. "Bu doğru mu?İhanet mi ettiniz bize"İrlek ve askerleri dimdik duruyor ve konuşmuyorlardı.Milost bilmiş bir ifadeyle "Suçlarını söyleyemiyorlar" dedi.Kuyenni sinirli bir şekilde bağırdı."Konuşmamak , Sabar kentlerinde bir suçluluk değil , bir soyluluktur." "Fakat biz , Hazar Adası'ndayız" dedi Milost ve Sondakal'a döndü."Ne düşünüyorsunuz?"Sondakal cevap vermedi. Kuyenni'nin önerisiyle ölümden vazgeçildi.Hunlar için derin bir çukur kazıldı ve onları hapsettiler.Ordu , Hunlar ayrıldığı için üzülmemiş hatta ihaneti ortaya çıkarmak onları daha güçlü bir hale getirmişti. O gün , ordu Hazar Kraliyet Sarayı'na doğru harekete geçti.Sondakal uzun bir süre tüm olanları düşündü.Etrafına baktığında babasının yanında olmadığını fark etti.Yakınlarında bulunan bir askere babasını sordu.Askerin dediğine göre babası ordunun arkasından geliyordu .O ara gözleri Milost'a kaydı.Milost keskin bir ifadeyle atında ilerliyordu.Fazla keskin bir ifade , diye düşündü Sondakal , çok fazla...hem de çok.... *** Ordu saraya varmıştı.Saray bembeyazdı ve yakutlarla döşenmişti.Sondakal , hayatında gördüğü en harika yapıyla o gün karşılaşmıştı. Hazarlar denizkızlarına güvenip kaleler yapmışlardı.Bu da ordunun hızlı ilerlemesini sağlamıştı.Ordu hiç zorlanmadan sarayın avlusuna kadar girmişti fakat asıl büyük Hazar Ordusu avluda bulunuyordu. Sabarlar ile Hazarlar hemen hemen eşit gibiydiler fakat Hazarlar'ın yüzlerinden korku akıyordu.Sabarlar ise Moğollardan aldıkları cesaretle Hazarlar'a nefret dolu bir yüzle inceliyorlardı. Kral Bugikays , giydiği ağır savaş kıyafetleriyle bir heykel gibi dolaşarak avluya girdi.O an Hazar Ordusu iki parçaya ayrıldı.Kral Bugikays bu yoldan iğrenç bir tebessümle geçti ve kılıcını çıkardı."Siz , Sabarlar ; büyük töreyi çiğnediniz.Yaptığınız bu davranış sadece bu devrin değil , dünyanın sonunu hazırlayacaktır." dedi sert bir sesle." Sondakal , İrlek gibi davranmaya çalışarak "Eğer geleceğimiz bir Hazar'ın elindeyse yaşamayalım , daha iyi" dedi ve sırtında taşıdığı uçan topuzu havaya kaldırdı.Sabar Ordusu bu hareketten etkilenerek Hazarlar'a doğru savaş çığlıkları attı.Savaş başlıyordu... Bugikays "Atalarımız gibi savaşmaya ne dersiniz?" dedi "Sadece iki kişinin savaşı , ve iki ülkenin kaderinin belirlenmesi." Sondakal hiç beklemeden bu öneriyi kabul etti ve birkaç adım ilerledi fakat omzuna dokunan el onu durdurdu."Bu ülkeye borcum var"dedi elin sahibi " ve , şimdi bu borcu ödeme zamanı geldi." Kuyenni bu sözü söyledikten sonra kılıcını çıkarıp , Bugikays'a doğru yöneldi ve kılıcını çıkardı.Savaş başlamıştı. Kılıçların çarpış sesleri tüm adayı kaplıyordu.Ölüm ve yaşam ince bir çizgiyle birbirinden ayrılmıştı.Kuyenni bu çizgiye hiç yaklaşmamıştı fakat Bugikays için bu söylenemiyordu. Bugikays kılıcı kullanmayı bilmeyenler gibi Kuyenni'ye saldırdı.Kuyenni bu saldırıdan hızlıca kaçtı ve bir tekmeyle Bugikays'ı yere düşürdü.Savaş kazanılıyordu... Kuyenni , Bugikays'ın kılıcını uzağa fırlattı.Kendi kılıcını göğe kaldırdı ve düşman ordusuna baktı.Düşman ordusu çok korkuyordu.Bugikays öldüğünde acaba halleri nasıl olacaktı?Ama bir durum daha vardı.Bugikays ölmezse onların hali ne olacaktı? Kuyenni kılıcını , Bugikays'ın kafasına indirecekken bir ok Düşman ordusundan bir askeri öldürdü.Bu kural ihlaliydi.Bu ölüm savaşı demekti.Kuyenni okun geldiği yöne baktı.Oku atan Milost'tu... Sondakal kalakaldı.Düşman ordusu kendisine doğru koşuyordu.Sabarlar da birden ileri atladı.Sondakal ortada kalmıştı.Ne olup bittiğini anlayamıyordu.Sadece beş saniye içinde gördükleri hayatında tatdığı en büyük acı olmuştu... Kuyenni askerlerin çarpışmasında şaşırmıştı.Bu fırsattan yararlanan Bugikays ayağa kalkıp , Kuyenni'nin elindeki kılıcı almış ve Kuyenni'ye saplamıştı. Kuyenni ölüyordu.Oğlunu görmek istiyor , ona bağırmak istiyordu.Sondakal ise babasına ulaşmaya çalışıyordu.Karşısına çıkan Hazar Askerlerini uçan topuzu çalıştırmadan , normal bir topuz olarak kullanıp , öldürüyordu. Babasıyla arasında on metre kalmıştı.Koşmaya başladı.Aradaki mesafe beş metreye düşmüştü.Koştu , koştu ve durdu.Birden etrafını salan onlarca Moğol Askeri onu durdurdu.Sondakal etrafına baktı.Moğollar tek başlarına hem Sabarlarla hem Hazarlarla savaşıyordu. "Ne oluyor" dedi Moğol Askerlerine.Artık hiçbir parça hiçbir yere oturmuyordu.Kim iyiydi , kim kötüydü?Kim ihanet etmişti , kim onun tarafındaydı. Milost birkaç asker öldürmüş , Sondakal'a doğru yürüyordu.Bir yerde durdu.Sondakal'a vahşice baktı.Sırtındaki mızrağı hızlıca çıkardı.Kuyenni'nin yanına gitti."Sana iyi uykular" dedi mızrağı Kuyenni'ye doğru indirdi.Savaş kaybediliyordu. Sondakal bu vahşete dayanamadı.Uçan Topuzunu çalıştırdı.Babası için , vatanı için tüm acıları göze aldı ve topuzun dairesi yerinden fırladı... Tüm Moğol askerler ölüyordu.Uçan Topuz tüm ihtişamıyla çalışıyordu.Ayakta duran tek Moğol Milost'du.Milost gülmeye başladı ve topuz ona yöneldi. Sadece bir saniye içinde uçan topuz ilk defa hedefini şaşırdı.İnanılmaz bir olaydı bu.Milost kıvrak hareketlerle uçan topuzdan kaçmıştı ve şimdi Hazar Sarayı'nın çatısında koşuyordu uçan topuza yakalanmamak için. Milost gerçekten ünvanını hak ediyordu.Zıplıyordu ,kaçıyordu hatta uçuyordu.Uçan Topuz onun karşısında çok başarısızdı.Milost birkaç kere daha uçan topuzdsn kaçtı ve Sondakal'a doğru koşmaya başladı. Sondakal artık Uçan Topuz dışında hiçbir şey ile ilgilenmiyordu.Sanki bir trans halindeydi.Mİlost koşarken bile hiç bir tepki göstermemişti. Milost , Sondakal'ın üstüne atladı.Sondakal transtan çıkmıştı fakat sanki kolunun kesildiğini hissetti.Ayağa kalkmaya çalıştı.Başaramadı.Bir daha denedi.Başardı.Karşısında Milost duruyordu.Elinde uçan topuz vardı. Sondakal artık Uçan Topuz'un verdiği acıyı düşünmüyordu.Çünkü Milost Uçan Topuzu havaya kaldırdı ve çalıştırdı.Sondakal şaşırdı.Birisi saldırmadan , uçan topuzun çalışması imkansızdı fakat bu olmuştu.Topuzun büyüsü onla oyun oynamıştı.Sondakal ölecekti.Savaş bitecekti... Uçan Topuz fırladı.Havada döndü , döndü , döndü.Bir daha döndü ve Sondakal bundan bir yıl önceki gibi gözlerini kapadı... ... Sondakal , bundan bir yıl önceki gibi gözlerini açtı.Ölmemişti.Hala tek vücuttu.Etrafına baktı.Uçan Topuz nerdeydi? Uçan Topuz havadaydı ve bir atlıyı kovalıyordu.Bu at uzun sarı yeleli , beyaz bir attı.Bu at türü sadece Batı Topraklarında bulunurdu.Aynı sürücüsü İrlek gibi... İrlek korkusuzca ,Sondakal'ın önüne atlamıştı ve uçan topuzun yönünü değiştirmişti.At o kadar hızlıydı ki , Milost bile ona yetişemezdi.Sondakal yerden bir Hazar Mızrağı aldı.Bu tür savaş aletlerini hep Sabarlar yapar fakat kullanmadan başka devletlere satarlardı.İşte şimdi bu kılıç büyük bir düşmanı öldürecekti. Milost , şimdi aynı Sondakal gibi trans halindeydi ve ruhu adanın diğer ucundaydı.Sondakal , mızrağı aldı.Soylu bir şekilde gerildi ve mızrağı tüm gücüyle fırlattı.Mızrak , Milost'un gözüne girmişti. Sondakal koştu ve topuzun ucunu aldı.Topuzun başı ise iki saniyede geri dönmüştü.Tüm askerler adada ölmüştü.Arkasında at kişnemeleri duydu.O tarafa döndü.Hunlar tüm asaletleriyle orada duruyorlardı.Ortalarında ise yorgun düşmüş atıyla , İrlek bir teşekkür bekler gibiydi. Sondakal , Hunlar'a doğru yürüdü.Önünde Bugikays'ın cesedi vardı.Acaba onu kim öldürmüştü?Kendisinin olmadığını biliyordu.İşte bu onun canını sıkan şeydi. İrlek atından indi.Yırılmış elbisesini tek çekişte çıkardı ve yere attı.Şimdi , kaslı vücudu görülüyordu.Sondakal başını öne eğdi."Özür dilerim." dedi çekingen ve ürkek bir ifadeyle.İrlek acı acı gülümsedi. "Senin yerinde kim olsa öyle zannederdi.Bu bir oyundu.Biz geriye çekildik.Kuyenni'yi feda ettik fakat kazandık." Sondakal yutkundu."Bu , bu nasıl olabilir ?"dedi.İrlek büyük planı anlatmaya başladı."Bilirsiniz , bizim casuslarımız dünyanın her yerindedir.Doğunun , batının , kuzeyin , güneyin , her yerin lideri biziz.Moğolların size saldıracağını öğrendiğimizde , Atilla tarafından sizi korumak için gönderildik.Elimizde bir kanıt yoktu.Bu yüzden ilk düşüncemizi Kuyenni'ye açtık.O da bizim tarafımıza geçti.Amacımız , kendimizi hainler gibi gösterip , Moğolları arkadan vurmak olacaktı.İlk önce Moğollarla dost olup onların stratejilerini öğrendik.Sonra sizin kafanızı karıştırmak için her türlü yolu denedik.Bizi hain sandığınız anda Kuyenni sayesinde ölmedik ve yine babanızın bıraktığı at ve halatlarla sizi izlemeye başladık fkat Moğollar sandığımızdan hızlı çıktı.Kuyenni'yi kaybettik fakat onun destanını yaşatacağız." Sondakal gururlandı.Aslında , bu savaşın kendi hikayesi olacağını sanmıştı fakat bu hikayenin gerçek kahramanı İrlek'ti , Kuyenni'ydi , Tao'ydu , Vecib'ti hatta Milost ve Bugikays'dı. Sondakal bunları düşünürken İrlek konuşmaya devam etti."Hazar Gölü'nde gece attığım mesaj babamaydı.Gece atmamın sebebi gizli oluşuydu.Çünkü bu mesajın cevabını bugün öğrenmeniz gerekiyor.." dedi ve bir duraklamadan sonra devam etti." Babam , Atilla , sizden birşey istiyor.Atilla diyor ki ; Dünyada güçler ikiye ayrılır.Biri Tanrı vergisi , yetenek diğeri ise şeytan vergisi , büyüdür.Türkler'in büyüyle işi yoktur.Zaten Türkler yeteneğin doruğunda yaratılmış bir varlıktır.Bundandır ki , Uçan Topuz denilen aleti sizin kullanmanız doğru değildir." *** Sondakal , Sabar Sarayı'ndaydı.Gece olmuştu ve dışarda bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyordu.Sondakal uçan topuza bakıyordu.Belki de uçan topuzu kapladığı örtüye.Vücudu yara bere içindeydi.Artık doğru düşünmüyordu.Hiçbir şeyi algılayamıyordu ve birden kapı çaldı.Gelen Atiyan'dı."Efendim , beni çağırmışsınız" "Evet" dedi Sondakal "Bİr görev var."Atiyan merakla bunun ne olduğunu sordu.Sondakal elindeki örtüyle kaplanmış topuzu uzattı."Bu elindeki şeyi , Bağdat Kütüphanesi'ne götür.Onlara hediyemdir" Atiyan odadan çıktı , uçan topuzla birlikte.Sondakal içinde büyük bir acı duydu.Nedendi bu acı?Tao öldüğü için mi ,Uçan Topuz gitti diye mi yoksa Denizkızlarının söylediklerine son günlerde inandığı için mi?Bilemedi ve derinlerden bir ses duydu.Bu ses iki kelime söylüyordu ki , Sondakal'ı korkutuyordu ve bir daha duyuldu bu ses.... "Kural bozuldu..." Devam EtMEyecek... Yorum (15)
![]()
Abdullah Enes Coşkun
dedi ki:
|
|||||||
İlkine kıyasla mükemmel olmuş bence. Tarihimizi gerçekten iyi bildiğine inanıyorum artık bazı yerlerde beni araştırmaya yönelttin bu konuda sana teşekkür ediyorum. Dediğin gibi betimlemelere burada daha çok yer vermişsin. En başta çok uzun olduğunu düşündüm okumaya başlayınca sanki kısaldı birden. Ortalarda biraz sıkıldığımı söyleyebilirim ancak sonu iyiydi. Eline sağlık. ![]() |
Alp Öztürk
dedi ki:
BN CN
dedi ki:
John K.
dedi ki:
Remziye
dedi ki:
ismet
dedi ki:
| Öykü gerçektende birinciye oranla daha güzel olmuş. Birkaç yerde harf ve imla yanlışlıkları olsa da bunlar çokta önemli değil. Yalnız bir yerde Attila'nın oğlunun adı İrlek oluyor biraz ileride ise İrtek demişsin. Bİraz devam etmiş sonra yine İrlek demişsin. Buna dikkat etmediğini düşünüyorum. Fakat birinciye oranla geliştiğin için tebrik ederim. Kalemine sağlık. |
ahmet
dedi ki:
Abdulvahap
dedi ki:
Kunio Kun Tachi
dedi ki:
John K.
dedi ki:
ahmet
dedi ki:
seda
dedi ki:
Salih Burak
dedi ki:
haydar mert
dedi ki:
Abdullah Enes Coşkun
dedi ki:
İlkine kıyasla mükemmel olmuş bence. Tarihimizi gerçekten iyi bildiğine inanıyorum artık bazı yerlerde beni araştırmaya yönelttin bu konuda sana teşekkür ediyorum. Dediğin gibi betimlemelere burada daha çok yer vermişsin. En başta çok uzun olduğunu düşündüm okumaya başlayınca sanki kısaldı birden. Ortalarda biraz sıkıldığımı söyleyebilirim ancak sonu iyiydi. Eline sağlık. |
Yorum yaz.
| Sonraki > |
|---|







