NEFS
(7 oy)
Yazar Özgür Can   
Hiçbir şey aile içindeki bir huzursuzluk kadar insanın içine sıkıntı veremez. En azından bende böyle bir kanı mevcut. Şuan birkaç saat önce annemle yaşamış olduğumuz kavganın hala sıkıntısını ve üzüntüsünü çekmekteyim. Doğrusunu söylemek gerekirse bu da mide civarından kalbe kadar büyük bir ağrı oluşturuyormuş insanda, bunu da anlamış oldum. Hiçbir zaman böyle büyük bir kavga etmemiştik. Şimdi ikimizde birbirimize bakmadan guguman kuşu gibi sus pus olmuş, kanepelerimize tünemiş bir biçimde oturuyorduk.

Annem bana bakmak bir yana dursun, resimlerimizin bulunduğu bölgeye bile bakmama gibi bir inada tutuşmuştu. Eh bende de annemin inatçı ve babamın vurdumduymaz genleri mevcuttu, onun inadının altında kalacak değildim ya! Bir iki kez göz ucuyla çaktırmadan bakmamın dışında, bende ona ait hiçbir şeye bakmıyordum. Bakmıyordum bakmasına; ama vicdanım içimden boyna dürtükleyip duruyordu.

''Hey gerizekalı hayattaki tek varlığını bu kadar üzmeye ne hakkın var.''

''Salak Kime diyorum'' diye hakaret vari beni tahrik ediyordu.

Bu sözlerin etkisiyle mi bilinmez yine göz ucuyla bakma gereği duydum. Sessizce ağlıyordu annem, bana duyurmamak için hıçkırıklarını içine bastırarak. Onun ağlaması dünyada en son isteyeceğim durumdu.Bu yüzden; artık alelade bakıyordum. Boğazımda bu tablonun yarattığı kuruluk ve ağlamamı tutmak için gösterdiğim özel çaba, cılız bir sesle anneme seslenmeme neden oldu.

''Ağlama''

O an annem, gözü yaşlı bir şekilde benim bulunduğum kanepeye baktı. Kızgındı, her nedense endişeli gibiydi de! Ama ben ilk adımı atmıştım! Neden bu kadar uzatıyordu hala, hiçbir anlam veremiyordum. Her anne oğul arasında bir kavga olmaz mıydı? Tamam belki fazlasıyla ileri gittim ve en hassas noktalarından onu bir bıçakla yaraladım; ama o annemdi ve bu yüzden beni bağışlaması gerekmez miydi?

Annem ansızın büyük bir sinirle ayağa kalktı, bu sefer hıçkırıklarına hakim olamadı. Sövse, dövse hatta beni döverek komalık etse bu kadar canım yanmazdı herhalde. Onu üzmek bana en büyük acıyı vermişti. Bu ölümden bile beter bir durumdu.

Arkasından onu takip ettim. Odasına gitmiş birşeyler yapıyordu. Bende kapının eşiğinde onu izliyordum. Yine beni görmezliğe geliyor ve yine burnundan gelen hırıltılı, zar zor nefes almaya çalışan sesi duydukça ağladığını anlıyordum.

İnattım inat olmasına ve bir o kadar vurdumduymaz; ama bende babamın vurdumduymazlığı vardı ve benim babamın vurdumduymazlığı tek anneme işlemezdi. Bu yüzden bu konuda onu görmemezliğe gelemezdim. Ağzımdan refleksel bir biçimde ''Özür dilerim'' kelimeleri döküldü. Yüzüme güler bir ifade verdim bu sefer kesin affedecekti, annemi bilirdim ben!

Hatalarımı sineye çeker, yaptığım hırçınlıkları ne kadar ileri gitsemde her seferinde affederdi. Bu seferde öyle olacaktı; ama şuan hiç bir tepki vermiyordu. Omzuna kadar uzanan sim dökülmüşçesine parlayan siyah saçlarını topuz yapmakla meşguldu. Duymadığını ümit ettim ve bu sefer daha yüksek bir sesle söyledim.

''Özür dilerim''

Saçını topuz yapması bitmişti. Ayağa kalktı yavaşça, şimdi kesin yanıma gelecekti ve beni öpüp affettiğini dile getirecekti. Kollarımı açtım ve o sımsıcak gülümsemi takınıp otuz iki dişimi inci gibi meydana çıkardım; ama büyük bir hayal kırıklığıyla kollarım havada kalmıştı. O bunları görmezlikten gelip gardaloba yönelmiş ve içinden pardesüsünü almıştı. Ayna karşısında üstünü başını düzeltmeye çalışıyordu. Bu resmen bir işkenceydi, bu yaptığı katır inadıydı ... Artık dayanamıyordum boğazımda düğümlenen kelimeleri bu sefer avazım çıktığı kadar bağırarak dile getirdim.

''ÖZÜR DİLERİM daha ne yapabilirim. Lanet olsun beni öldürsen daha iyi bu yaptığından''

Tık yok! Sinirli adımlarla sessiz bir biçimde üstüme geliyordu, çekilmekte yarar var diye düşünüp hole doğru yürüdüm. O da arkamdan hızla geliyordu ki ansızın evin çıkış kapısının önünde durdu.

Giydiği pardesunun ceplerini yoklayıp anahtar şıkırtısını duyduktan sonra kapıyı bir hışımla açıp dışarı çıktı. Saat gece yarısını geçmişti, bu kadın nereye gidiyordu böyle. Bunu hem merak ediyordum hemde tahminlerde bulunuyordum. En kötü ve beni en üzen tahminimde annemin kavgamızın nedeni olan kişiye gidiyor olmasıydı. Hemde tek başına, yanında bir erkek olmadan! Aynı hızla arkasından koştum. Ayaklarımın uzun olmasının verdiği bir etkiyle kısa bir sürede onu yakaladım. Siyah renkte ford marka arabasının kapısını açıp bindi, hemen bende hızlı bir şekilde ön koltuktaki yerimi aldım. Buna hiçbir tepki göstermedi, bende biraz susmakta yarar vardır deyip susmaya karar verdim. Bu yeni taktiğim belki işe yarayabilirdi.

Bana bakmamak için gözünü yoldan hiç ayırmıyordu, bir ara kırmızı ojeyle kaplı tırnaklara sahip ince çıt kırıldım elinin direksiyondan ayrılıp bana doğru uzandığını sandım;  ama büyük bir hayal kırıklığıydı ardından yaşadığım. O, el freninin arkasında olan cep telefonuna uzanmıştı. Cep telefonunu eline alıp, hızlı bir şekilde bir iki tuşu tuşladı.

''Aradığınız kişiye şuan ulaşılamıyor, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz''

''Lanet olsun aç şu telefonunu lütfen''

Uzun bir aradan sonra ilk kez duydum sesini titrek ve ağlamaktan bitap düşmüştü. Aradığı kişinin telefonu açmaması üzerine daha da bir duygusallaşıp gözyaşları bolca akmaya başladı. Dudaklarının kenarlarından süzülüyordu yaşlar.

''Anne kimi aradın, kimdi o? Yoksa onu mu aradın?''

Boşuna çabalıyordum. Annemin hiç; ama hiç cevap vermeye niyeti yoktu. Ben burda yokmuşum gibi davranmaya devam edeceği belliydi. Bu arada kalp hizamda ağrım git gide artmaya da başlamıştı. Elim istemsiz şekilde o civarda dolaştığı halde ve yüzümü ekşittiğim halde hiç ilgilenmiyordu benle. O kavgadan sonra benden nefret mi etmişti. Önceden elime kıymık batsa direkt hastanenin yolunu tutardık, şimdi nerdeyse kalp krizi geçireceğim; ama onda tık yoktu.

''Gaddar'' diye iç geçirdim ve içimde biriken siniri yeniden dışa vurdum.

''Yeter madem benden umutu kestin; artık beni istemiyorsun. Bende kendimi arabadan aşağıya atıp ölürüm hem sen hem ben kurtuluruz''

Blöf yapmadığımı göstermek için elimi arabanın kapısını açan kulpa yönelttip, bu annemi telaşlandırmış olsa gerek ki ani bir fren yapıp arabayı hızlı bir şekilde durdurdu.

''Ne oluyor''

''Bir şey olduğu yok, nasıl da...''

Hayal kırıklığına uğramamın etkisiyle sözümü yarıda kesmiştim. Benle konuşmamıştı, araba benim ölmemem için durmamıştı, yol kenarında toplanan kalabalığı merak etmesi üzerine durmuş olmalıydı. Moral bozukluluğuyla arabadan indim anneme arkadan söylenip duruyordum.

''Bize ne ki duruyorsun, eminim şuan ölen ben olsam basıp geçerdin''

Manzara feçiydi. Polisin aydınlatma cihazlarının gün ışığı varmışçasına aydınlattığı karanlık ortamda yoğun bir kalabalık vardı.

Annem merakına yenik düşmüştü. Onu şimdiye kadar bu denli meraklı ve endişeli görmemiştim. Polisin çektiği güvenlik şeridinin etrafında toplanmış kalabalığı itip o da  olaya bir göz atmak istiyordu. Ben böyle bir manzaranın sonuçlarıyla karşılaşmak istemediğimden ötürü uzakta kalmayı tercih ettim. Çok geçmeden acı bir feryat duydum. Annemin sesine benziyordu, vicdanı gördüğü manzaraya dayanamamış olsa gerek diye düşündüm. Onu oradan uzaklaştırmam gerektiğini biliyordum, hızlı bir şekilde kalabalığı yarıp yanına ulaştım.

Manzara dehşet vericiydi. Yol kenarındaki bariyerler kağıt gibi kıvrılmıştı. Bariyerlerin arkasındaki
manzara ise bir o kadar garipti. Kırmızı bir araba muhtemel bir süre uçmuş ve en az yedi katlı olan bir binanın çatısına resmen sert bir şekilde çarpmıştı. Korkunç ve bir o kadar traji komik bir manzaraydı bu.
Bu ilgi çeken manzaradan kendimi kurtarıp anneme odaklandım. Annem polisin çektiği güvenlik şeridini aşmış ve yerde yatan cesedi kuçağına almış, kollarıyla sıkı sıkıya bu cesetin boynuna sarılmıştı.

''Oğlum'' diye bir şeyler tekrarlıyordu . Oğlum mu diyordu? Jetonum köşeli mi bilmiyorum; ama annemin benden başka bir oğlu olmadığını biraz geçte olsa idrak etmiştim.

''Anne ben burdayım'' diye seslendim eskisi gibi yumuşak bir üslupla. Kadın feryat figan ağlıyordu, çevredekiler annemi teselli etmeye çalışıyordu. Polis ise şeridi aşmaya çalışanları uzaklaştırmaya gayret ediyordu.
Annemin yanına gidip diz çöktüm.

''Anne''

Susmadan konuşuyordu annem.

''Özür dilerim oglum, özür dilerim. Senle tartışmamalıydım o kadar ağır konuşmamalıydık. Özür dilerim. Ben şimdi nasıl yaşarım.''

''Anne ben burdayım bana söylesene ceseti niye araç ola...''

Bu işte bir gariplik olduğunu geçte olsa anladım. Annemin benle konuşur gibi cesetle konuşması gerçekten ilginçti. O sırada annemin kolları arasındaki cesetin yüzüne odaklandım. Başak rengi saçlara ela gözlere sahipti ceset. Oval şeklindeki yüzünün derisinin rengi adeta çamaşır suyuna yatırılmışçasına atmış gözüküyordu. Dudağının üstünde küçük bir ben , kulağında onu serseri vari yapan küpeler. Adamı inceledikçe boğazımdan geçen tükürükler, taş yutuyormuşum gibi geçer oldu. Kalp ağrım daha da artmaya başladı. Eğer benim ikizim yoksa ve bu ikizim giydiklerimi taklit etmiyorsa bu yerde yatan ceset bendim, lakin nasıl oluyordu da hala buradaydım.

Hızla ayağa kalktım. Annem belki ben yokmuşum gibi davranıyordu ya polisler, böyle davranabilirler miydi? Tabiki hayır! İşte sağ ya da ölü olduğumu; ancak bu şekilde anlayabilirdim. Polislerden en iri yarı olanın karşısına geçip ''Hey şerefsiz! Ceset neden hala burada'' diye bağırıp suratına tükürdüm; ama bu adam da annem gibiydi, hiç cevap vermedi. Sağ yumruğumu sıkıp hızla adamın suratına geçirdim. Lakin yumruğum adamın bedeninin içinden geçip gitti. Ben ölmüştüm çok geç olsa da yerdeki cesedin ben olduğunu anlamış oldum. Nasıl tepki verilirdi ki buna. Aslında öldüğüme pek üzülmüyordum, içimde buna bağlı hiçbir belirti yoktu. İçimde annemden helallik almadan , bilmediğim bir diyara gitmenin rahatsızlığı vardı sadece. Annemin yanına tekrardan gidip eteğinin ucuna diz çöktüm.

Benzi atmıştı güzeller güzeli annemin. O beni duymasa da konuşacaktım, içimde ona söylemek istediğim onca şeyi söyleyecektim.

''İnsanoğlu ilginç bir canlı be anne'' diye söze başladım. Sanki beni duyacakmış gibi üzüntümü içime gömüyordum onu üzmemek için sesim dinç ve şendi.

''Yaptıkları hataları çok geç anlıyorlar, nefslerine hakim olamayıp dünyada en çok değer verdikleri nadidelerini kırıp tuz buz ediyorlar. Hele nevirleri döndü mü? İçinde düşmanı için barındırdıklarını en sevdikleri için söyleyi veriyorlar. Sen benim kıymetlimsin ve bu hep böyle kalacak. Belki yaşadığım zaman seni sevdiğimi sözlerime dökemedim, belki seni çok kırdım''  

''Ne belki ya sersem'' dedim içimden. Boğazım git gide düğümleniyordu. Hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyordum,ama bunu yapamazdım. Beni hissediyorsa yıkılabilirdi, derin derin nefes aldıktan sonra devam etmeye karar verdim.

''Ama ben en çok seni sevdim annem''

''Bende Kıymetlim bende; ama nasıl yaşarım ben sensiz''

Annemi bana bakarken gördüm, sanki beni görüyormuşçasına. Hatta söylediklerimi duyduğuna yemin bile edebilirdim. O an çok karmaşık duygular içersindeydim ve de şaşkın.
Mutluydum annemle son bir kez daha konuşmuştum, hüzünlüydüm annemle son bir kez konuşuyordum.

''Anne beni duyuyor musun?''

Evet anlamında kafasını salladı. Peki görüyor musun? Yine aynı şekilde kafasını salladı. Hızla yanıma geldi sarılmaya çalışıyordu gözümden yaşlar boşalıyordu, ama gülerek

''Anne ama lütfen '' dedim.

Çaktırmıyordum; ama kalp ağrım git gide artıyordu. Ruhların hiç acı çektiğini düşünmemiştim. Ambulans sesleri ortalığı inletmeye geçte olsa başlamıştı. İstanbulun o yoğun trafiğinde ambulans ne kadar da geç geliyordu. Annemin yanağına son bir kez, küçük bir buse kondurdum.

''Annem ben gittikten sonra sakın bir delilik yapma. Ben senin yaşama bağlanmanı yeni bir hayat kurup mutlu olmanı istiyorum ve önceden söylediklerimi unut''

Annemin konuşacak takati kalmamıştı, konuşamıyordu! Gözlerinden boşalan yaşlar adeta onu boğacaktı. Eliyle bana sus işareti yapıyordu bir yandanda gözyaşlarını siliyordu, ama ben ısrarlıydım.

''Anne söz ver'' dedim inatla.
Cevap gelene kadar tekrarladım aynı sözleri. Annem bu kez yaşlı sözlerle seslendi bana '' söz''

Bu kelimeden sonra içimde adeta bir huzur birikimi oluştu. Kalbimde ve civarında aşırı bir ağrı hissediyordum.Cesedimin sedyeye konuluşunu, annemin arkasından avaz avaz bağırıp ikileme düştüğünü ve benim hayalimi bırakmak istemeyişini görebiliyordum. Acı o kadar şiddetleniyordu ki yere, dizlerim üstüne yüzümü buruşturarak; ama bir yandanda tebessüm etmeye çalışarak düştüm. Neyseki annem bunu fark etmemişti! Annemi buradan uzaklaştırmam gerekiyordu aksi takdirde ikinci ölümümü tadacaktı, bu bir anne için çok fazla yıkıcı olabilirdi.

''Anne sende git ambulansla ben..''

Annemin itiraz etmesini bekledim; ama aksi bir biçimde o benim yanıma gelip yüzümü okşamakla yetindi. Tenini hissedebiliyordum, kokusunu duyabiliyordum; ama bunlara doyamadan yine gitmesini isteyecektim, başka çarem yoktu. Tam ben bunu dile getirecekken o bana seslendi.

''Kuzum hakkım sana helal olsun''

Bu sözleri söyleyen annem istemeye istemeye ayağa kalkıp yavaşça uzaklaşmaya başladı. Sanki annemin son sözleri bana merhem gibi gelmişti. Acılarım dinmeye başlamıştı; ama başım ağırlaşıyordu. En son gücümle son bir kez arkasından haykırdım sağken yapamadığım şekilde!

''SENİ SEVİYORUM SENİ SEVİYORUM ANNEM''

Bedenim yerde boylu boyunca uzanmış bir şekilde kaskatı olmuş ve bir süre sonra bir ışık hüzmesi bedenimi kaplayıp beni annemin dünyasından uzak tutup bilmediğim bir diyara götürüyordu, duyabildiğim son ses annemin sesiydi.


''Bende seni seviyorum oğlum''
............................

Kaza öncesi

Annemle oturmuş yemek yiyorduk, sessizdi ve bu sessizlik beni tedirgin ediyordu; çünkü genellikle ağzından bir bakla çıkaracağı zaman böyle yapardı. Dalgın tavırlar takınır yemeğinle istemsizce oynardı ve genelde söylediği şey hoşuma gitmezdi.

''Evet seni dinliyorum anne'' dedim ani bir şekilde, onu şok edercesine. Kaşlarını çatıp anlamamışlığa verdi.

''Hadi anne bir şeyler söylemek istiyorsun; ama söyleyemiyorsun, dinliyorum.''

Annem elindeki çatalı yavaşça masaya bıraktı, önünde duran bardağa titreyen eliyle uzanıp bir yudum su aldı. Gözlerini kapattı sanki görmekten korktuğu bir şey varmış gibi.

''Ben birini seviyorum.''

Bu kadar çabuk dile gelmesini beklemiyordum, elimde oynadığım bardağın içindeki meşrubat bu ani şokla masaya bocalandı. Nasıl böyle bir şeye kalkışırdı bir anlam veremedim. Muhtemel kızarmış olan Suratıma bakıyordu. İçimde an be an artmakta olan öfke vardı söylemek istediğim bir ton laf...

''Hemen aşık olmadığını varsayaraktan soruyorum kaç yıldır bu ilişki var''

''İki'' deyivermişti masum bir çocuk gibi, o da farkındaydı git gide sinirlendiğimin.

''Yani babam öldükten on bir ay sonra bir damat adayı buldun haa çok güzelmiş, mükemmel MÜKEMMEL!!!!''

İçim almıyordu, ben babamın öldüğünü hala kabullenememişken o kendine bir koca bulmuştu. İçimde o an kabaran nefret duyguları aklımıda ele geçirmeye başlamıştı. Annemse yanımda bunları dizginlemek için elimi sıkıyor, beni sakinleştirmek isteyen sözler söylüyordu; ama nafile bir kere volkan faaliyete geçmişti.

''Belki de, babam varken bu ilişki vardı'' deyiverdim.

Söz ağızdan çıkana kadar sizin esiriniz ,çıktıktan sonra ise siz onun esirisiniz. Bunun doğru olduğunu o an anladım. Öfkemin kurbanı olup söylemek istemediğim sözleri dile getirmiştim. Annem ilk şoku atlattıktan sonra sağ elini kaldırıp okkalı bir tokat indirmişti bana. Sesinde kırıldığını belli eden, ağlamaksı bir ton ve gözlerinden boşalan bolca göz yaşlarıyla

''Terbiyesizleşme Ozan bu nasıl bir laftır'' diye haykırdı. Tokat acayip gücüme gitmişti , söylediğim sözlerin ağırlığını yaşadığım sinir harbinin etkisiyle düşünmeyip hakettiğim bu tokatın hıncını almak istiyordum için için.

''Noldu, noldu gücüne giden nedir'' diye haykırmaya başladım.

'' Sevgilinle belki de babamı zehirleyip kalp krizi geçirmesine neden...''

''Çık git bu evden gözüm görmesin seni'' diye haykırdı annem.

Annemin sinirleri ilk defa bu kadar taşmıştı, beni evden kovacak kadar! O anda bende, onu daha fazla görmek istemiyordum doğrusu. Üstüme bir palto giyip babamın yirmi yaşıma girdiğimde aldığı kırmızı renkli spor arabamın anahtarını da aldıktan sonra son bir yıkıcı cümle kurdum, sonra bunu düşündükçe kendimden utandım ama,
çok geçmişti artık.

''Babam öldükten sonra iyice hissettim üvey anneliğini, anneliğin yalanmış''
Bunu söyledikten sonra hızla, kapıyı kırarcasına çarpıp evden ayrıldım.


Yorum (10)add comment

ismet dedi ki:

 
Öncelikle anne ile ilgili bir hikaye olduğu için duygu yüklü olmuş. Bu artı bir yön. Ancak duygu yüklü olmasına rağmen içinde çok fazla hata var. Sana hediyeni vermeden önce bu annenin öz mü üvey mi olduğunu anlamadığımı belirteyim. Yani üveyse nasıl oluyor da o kadar sevebiliyor. Yani ne olursa olsun bu denli bir sevgi sadece öz annede olur. Eğer öz ise neden çocuk ona üvey diyor. Anlamadığım bir başka nokta da kadın çocuğun ruhunu nasıl gördü. En başta anneyi de öldürdün sandım ama sonradan öyle olmadığını anladım. Ama eğer kadın da ölseydi her şey daha mantıklı olurdu diye düşünüyorum.
Hikaye yazmaya yeni başlamışsın gibi bir izlenime kapıldım. Bu yüzden yorumumu sana karşı yapılmış bir eleştiri yerine hediye olarak almanı istiyorum. İşte hediyen (gözüme çarpan hatalar)smilies/smiley.gif

Birkaç yerde nokta konulması gerekirken virgül kullanılmış. Ve bazı yerlerde de noktadan sonra boşluk bırakılmamış.
Şimdi ikimizde birbirimize bakmadan guguman kuşu gibi sus pus olmuş, kanepelerimize tünemiş bir biçimde oturuyorduk. -Burada şimdi demişsin ve ardından 'oturuyorduk' sözcüğünü getirerek geçmiş zaman yapmışsın. Doğrusu oturuyoruz olmalıydı.
Odasına gitmiş birşeyler yapıyordu- Bütün şeyler ayrı yazılır...
"İnattım inat olmasına ve bir o kadar vurdumduymaz; ama bende babamın vurdum duymazlığı vardı ve benim babamın vurdumduymazlığı tek anneme işlemezdi" - aynı cümlede üç kere vurdumduymaz kullanmışsın. İlk kısımdaki noktalı virgül yerine üç nokta kullanılmalı gibi geldi bana.
Bana bakmamak için gözünü yoldan hiç ayırmıyordu, bir ara kırmızı ojeyle kaplı tırnaklara sahip ince çıt kırıldım elinin direksiyondan ayrılıp bana doğru uzandığını sandım; ama büyük bir hayal kırıklığıydı ardından yaşadığım. O, el freninin arkasında olan cep telefonuna uzanmıştı. Cep telefonunu eline alıp, hızlı bir şekilde bir iki tuşu tuşladı. - buradaki paragrafta imla kuralları çok yanlış kullanılmış. Mesela bir yerde de yaşadım diyeceğine yaşadığım demişsin.
Annemin hiç; ama hiç cevap vermeye niyeti yoktu.- buradaki iki nokta olmamalıydı.
Elim istemsiz şekilde o civarda dolaştığı halde ve yüzümü ekşittiğim halde hiç ilgilenmiyordu benle. -iki kere halde demişsin ve bu dilde bir pürüz oluşturmuş.
O kavgadan sonra benden nefret mi etmişti. Önceden elime kıymık batsa direkt hastanenin yolunu tutardık, şimdi nerdeyse kalp krizi geçireceğim; ama onda tık yoktu. - burada yine aynı hata var. Hem şimdi demişsin hemde geçmiş zaman kullanmışsın.
''Anne ben burdayım' -buradayım olmalıydı.
Evet anlamında kafasını salladı. Peki görüyor musun? - burada konuşma işareti koymamışsın.

Daha bir çok yerde hata vardı ama hediyenin de bir sınırı var smilies/cheesy.gif Ama ben hikayeyi beğendim ve çocuğun ölü olduğunu anlayınca şaşırdım. Bu yüzden kalemine sağlık diyor ve yorumumu bitiriyorum. Başka hikayelerde görüşmek üzere...
Temmuz 30, 2010

Özgür Can dedi ki:

 
Öncelikle böyle kapsamlı bir eleştiri yaptığınız için size minnettarım. Şimdi gelelim kafanıza takılanlara ve bazı hatalarıma...

Öyküdeki anne üvey annedir ve öykünün özünde anlatılmak istenen olay başka olduğu için, çocuğun ü. annesini nasıl bu şekilde sevdiğini anlatamazdım; ama günlük yaşamda kendi annesiyle tanışmamış çocukların kimlerle anne ihtiyacını giderdiğini gözönünde bulundurursanız buradaki sevgi ilişkisi anlaşılabilinir.

''Şimdi'' kelimesiyle görülen geçmiş zamanın birlikte kullanılamayacağını söylemişsiniz. Ben size bu konuda katılmıyorum. Orada Türk Dili kurallarına hiçbir aykırılık yoktur. Hatta siz bu yorumu yaptıktan sonra: ''acaba ben mi yanlış biliyorum?'' deyip, TDK'ye ait bazı kaynakları gözden geçirdim. O şeyler konusunda ise büyük bir hatam olmuş.

"İnattım inat olmasına ve bir o kadar vurdumduymaz; ama bende babamın vurdumduymazlığı vardı ve benim babamın vurdumduymazlığı tek anneme işlemezdi" -

Devam eden bir cümlede üç nokta kullanamazdım. ''Vurdumduymaz'' kelimesine özel vurgu yapmak için üç kere kullandım, bilinçli olarak! Anlama bir bozukluk vermemiş gibi...

-Bana bakmamak için gözünü yoldan hiç ayırmıyordu, bir ara kırmızı ojeyle kaplı tırnaklara sahip ince çıt kırıldım elinin direksiyondan ayrılıp bana doğru uzandığını sandım; ama büyük bir hayal kırıklığıydı ardından yaşadığım. O, el freninin arkasında olan cep telefonuna uzanmıştı. Cep telefonunu eline alıp, hızlı bir şekilde bir iki tuşu tuşladı. - buradaki paragrafta imla kuralları çok yanlış kullanılmış. Mesela bir yerde de yaşadım diyeceğine yaşadığım demişsin.

Burada bir yer dışında kesinlikle size katılıyorum. Katılmadığım yer ''yaşadım olması gerekli'' dediğiniz kısım. Bence orada kullanılan kelime doğrudur.

-elim istemsiz şekilde o civarda dolaştığı halde ve yüzümü ekşittiğim halde hiç ilgilenmiyordu benle. Buradaki eleştirinize canı gönülden katılıyorum.

''Şimdi'' kelimesinin görülen geçmiş zamanla kullanılacağını hala savunmaktayım smilies/cheesy.gif

Tekrardan çok teşekkür ederim. Böyle kapsamlı bir eleştiri yaptığınız için. Sakın benim yazdıklarımı bir savunma olarak algılamayın. Ben sadece neden o şekilde kullandığımı anlatmaya çalıştım. Bu arada yeni yazmaya başlamadım. Ve kontrol etmeden sizle paylaştığım için şimdiden tüm okurlardan af diliyorum.
Temmuz 30, 2010

Yunus dedi ki:

 
Tebrik ederim. Duygu yüklü bir hikaye olmuş. Evet, aile içerisinde olan kavgalar, dargınlıklar en büyük acıyı çektirir. Bunu onlarca kez yaşadım. Ve hala o yaşadığım anları düşündükçe utanıyorum.
Hikayen güzeldi. Ana karakterinin öldükten sonra ölümünü hemen anlamaması doğal bir şey. Ama kendisini en son evde hatırlaması biraz acayibime gitti. Yani en son olarak arabasıyla yola alırken hatırlaması lazım gelirdi kendisini.
İmla hataları da vardı. Dahi anlamındaki -de ekleri çoğu yerde birleşik yazılmış ve birkaç yerde de sertleşmeye uğratılmız. Dahi anlamındaki -de ekleri ayrı yazılır ve asla sertleşme olmaz. Yani -ta veya -te olmaz.
Bunların dışında hoş bir hikaye olmus. Kalemine sağlık.
Ağustos 06, 2010

Özgür Can dedi ki:

 
Teşekkür ederim. Eleştirinizde çok haklısınız bir dahaki sefere daha dikkatli olacağım. Hikayenin evinde başlamasının nedenine gelince aslında hikayede tam vurgu yapamadım;ama orada çocuğun ölmeden önceki son isteğinin üvey annesinden helallik almak istediği belli etmek için oradan başlamasına karar verdim. Tabi orasını iyi vurgulayamayacınca böyle bir durum ortaya çıkıyorsmilies/cheesy.gif
Ağustos 06, 2010

Remziye dedi ki:

 
Sevgili Özgür Can; gözlerim dola dola ve yüreğim babararaktan okudum hikayeni. Öyleki Ozan'ın mide ve kalbi etrafındaki o ağrı sanki beni de sardı. Elbetteki ben de bir anneyim ve bir annenin evladına olan sevgisi bir şeyle ölçülmez. Çok duygulandım ve inan ağlamamak için göz yaşımı içime akıttım.smilies/sad.gif sanırım bi hikayeden sonra başka hikaye okuyamıyacağım, çünkü çok doldum.smilies/sad.gifBu ablaya ramazanlıkta hiçte iyi gelmeyen bir hikaye okuttun. Ama olsun, ellerine sağlık çok güzel ve duygusal bir hikayeydi. Kalemin, yüreğin ve hayallerin daim olsun ablam.
Ağustos 12, 2010

Remziye dedi ki:

 
Bu hikayeden sonra başka hikaye okumayacağım derken yanlış anlaşılmasın ablam. Yani bu gün başka hikaye okuyamıyacağım demek istedim. Açıklama gereği duydum çünkü yazdığım yorumda cümle düşüklüğü vardı ve başka yöne çekilip yanlış anlaşılabirdi.smilies/cheesy.gif Sevgimlesinizsmilies/cheesy.gifsmilies/cheesy.gif
Ağustos 12, 2010

Özgür Can dedi ki:

 
Çok teşekkür ederim ablam smilies/cheesy.gif
Ağustos 12, 2010

AYSUN GÜL dedi ki:

 
emeğinize sağlık.
bir kadına da böyle bir öykü yakışırdı.
kalemiyle özgürleşen kadınların diğer kadınlardan farkı isterseler dünyayı ayağa kaldırılar isterlersede uysallaştırırlar hayatı.
Ağustos 16, 2010

Abdulvahap dedi ki:

 
Çok güzel ve duygu yüklü bir öykü olmuş. Kendimi öyküye verdiğimden hatalara göz gezdiremedim amaaa anlatım bozukluğu olsa okurken beni rahatsız ederdi. Eline sağlık.
Ağustos 25, 2010

şevket dedi ki:

 
Duyguların yoğun bir saldırı başlattığı anda yazılmış bir hikaye olmuş. Okurken gerçekten keyif aldım. Bir yerde ek yalnışlığı farkettim'' görmezliğe değil, görmezden gelemezdim'' olacaktı zannımca orası. Her şeye rağmen güzel bir öykü olmuş. Kalemine sağlık.
Eylül 03, 2010

Yorum yaz.
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley

busy
 
< Önceki   Sonraki >